Yıllar önce duyduğum güzel bir söz…

‘‘Ağaç dikmeden yağmur duasına çıkılmaz!’’ Bir büyüğümden işitmiştim bu sözü yıllar önce. Çocuk sayılabilecek yaştaydım, idrak edememiştim muhtevasını. Muhabbetin seyri nasıldı, karşıdaki kişi ne söyledi de onun üzerine bu cümle kuruldu hatırlamıyorum. Fakat her ne hikmetse, daha sonra hiç kimseden ve hatta aynı kişiden dahi tekrar duymadığım bu söz zaman zaman hatırıma düşüverir de beni tefekkür etmeye sevk eder.

İzahına muktedir olduğumu söylemek pek bir iddialı olacağından bu hadsizliği etmekten imtina ederim. Fakat bende çağrıştırdığı manayı ve işaret ettiği hususu siz değerli gönül dostlarıyla paylaşmayı kendime bir görev addettim. Esasında bu satırların en başına “Bu bir dertleşme yazısıdır” diye not düşsek yazının muhtevasına dair bir ipucu vermiş olurduk. Nitekim bu bir dertleşme yazısıdır…

Söz aşikar

Efendim söz aşikâr, tefsire lüzum yok belki. Somut anlamını düşündüğümüzde; ‘Eğer yağmurun yağmasını istiyorsan önce bunu neden istediğini hatırla ve üzerine düşeni yap’ şeklinde anlayabiliriz. Hepimizin mâlumu olan meşhur hadîs-i şerifte Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem; “Deveni bağla sonra tevekkül et (Tirmizi, Kıyamet, 60) buyurmuştur.

Tevekkül, sebeplere teşebbüs ettikten ve gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, Cenab-ı Hakk’ın verdiği neticeye razı olmaktır. Peki, sebeplere sarılmadan, gayret etmeden, vazifelerimizi ifa etmeden, üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirmeden sadece tevekkül etmek yani ağaç dikmeden yağmur duasına çıkmak mümince bir davranış mıdır?

Tevekkül bahsi ne zaman açılsa zihinlerimizde maişet ile ilgili olan misaller canlanır hep. Eğer rızkımızı temin etmek için çalışmazsak “Nasıl olsa Allah rızka kefildir” deyip tembellik edersek rızık kendiliğinden bizi bulmaz deriz. El Hak bu doğru. İtiraz edersek ayet-i kerîmeye muhalif düşeriz Allah muhafaza buyursun. Peki ama sadece rızık bahsinde mi sebep – tevekkül ilişkisi vardır?

Şikayet yok!

İçinde yaşadığımız bu çağda koca bir nesil kelimenin tam anlamıyla yerle yeksan oluyor, gençlerimiz ateizm, deizm, gibi bir girdabın içinde âdeta kurtarılmayı bekliyor, kültür, örf, âdet, din, gelenek, saygı gibi kavramların tümünü reddediyor, aile yapısı tahrif ediliyor, yirmi otuz kelimeyle yaşamlarını sürdürüyor, üretmiyor, dinlemiyor, anlamıyor, hissetmiyor ve bizim bu senaryo karşısında yapmaya güç yetirdiğimiz tek şey onları tenkit etmek mi?

Her ortamda, her mecliste, her mecrada ve mekânda “Z kuşağı” adını verdiğimiz bu nesli eleştirip duruyoruz. Diyoruz ki; “Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın hâlâ yaptığın işlere bak!” Peki gençler ne yapsın, başlarında Akşemseddin var da yol mu gösteriyor? Ne yol gösteriyoruz ne de yoldan çekiliyoruz.

Nasıl ki rızkımızı elde edebilmek için Rabbimizin buyruğuna uyup sebeplere sarılıyor, çalışıyoruz. Neslimizi kazanabilmek için de çok çalışacağız. Artık şikâyet etme, tenkit etme vakti geçti. Onu fazlasıyla yaptık ve bir faydasına rastlamadık. Acı bir şekilde tecrübe ettik ki; cümle kurmakla, tenkit etmekle yol alınmıyor, bazen sukût evlâ olandır. Eğer yol gösteremiyorsak bile yoldan çekilelim (sukût edelim) ki yol göstermek isteyenlere mâni olmayalım.

Emr-i maruf ve nehy-i münker

Bu bir dertleşme yazısıdır demiştim. Evet, bu gençliği dert eden gayretli, azimli, dertli hocalarımız, Allah bize bunun hesabını sorar endişesiyle gecesini gündüzüne katarak çalışıyorlar. Ama bu tebliği yerine getirmek için hoca olmayı beklemeyelim. Her birimiz evlatlarımızın, kardeşlerimizin, komşumuzun, arkadaşlarımızın hocası olalım. Dini anlatmak için din görevlisi olmaya lüzum yok, din gönüllüsü olmak kâfi gelecektir.

Artık karanlıktan şikâyet etmek yerine bir mum da biz yakalım. Yağmur duasına çıkmadan önce ağacımızı dikelim ki Rabbimize olan inancımızı, umudumuzu ve samimiyetimizi ispat edelim. Yarın huzur-u mahşerde “Ya Rabbi ben elimden geldiği kadar eleştirdim bu kötülükleri, sonra da sana havale ettim” demek bizi kurtarmaya yetmeyecektir.

Hadis-i şerifte Resûl-i Zîşân Efendimiz buyuruyor ki; ‘’Kim bir kötülük görürse bunu eliyle düzeltsin. Şayet buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.’’ (Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Sözün özü… Gökten zembille güzel bir nesil inmeyecek, o nesil ya biz olacağız, ya biz yetiştireceğiz. Vesselam…

İsmail Gök/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.