Çocukları zeka üzerinden tasnif etmeyin!

Yüksek not alma, sınav kazanma, sınıf geçme, kariyer yapma, meşhur bir üniversiteye girme, toplumun önemsediği bölümleri kazanma, okulların markalaşma ve tanıtım tutkunluğu gibi nedenlerle, daha anaokulu ve ilkokula kayda geldiği anda bile, çocuklarımıza “Bu öğrenci ne kadar zeki, okula gelmeden ne kadar yetiştirilmiş?” diye bakılır oldu.

Öğretmenlerimizin bazıları ‘zeki’ kabul ettikleri öğrencileri daha fazla önemsiyorlar, onlarla özel iletişim kuruyorlar.

Bazı okullar sadece ‘zeki’ saydıkları öğrencileri kabul ediyorlar, hatta ‘üstün zekâlı çocuklar’ için özel okullar, özel sınıflar, özel programlar açılıyor.

Peki bu doğru mu? 

Tarihte ‘geri zekâlı’ veya ‘tembel’ diye okullarından kovulduktan sonra yetenekleri doğrultusunda kendini yetiştirerek icatlar ve harika işler gerçekleştiren ve adını tarihe yazdıran pek çok insan var.

Ayrıca henüz hayatın başında olan çocukları “yetişmişlik” veya “zekâ” üzerinden tasnif ederek ayrım yapmak haksızlıktır; ilmin beşikten mezara kadar süren bir görev olduğuna inananlardanız.

Allah, kuluna yüklediği her görevle ilgili yeteneği/takati aynı zamanda tabiatına da yerleştirmiştir.

İnsan nehir gibidir. Nehir, suyunun sertliğine ve zeminine göre yatağını belirler.

Anne-baba ve öğretmenlere düşen görev, çocuğun nereye doğru akmak istediğini (tabiatını, fıtratını, yeteneğini) görmek ve ona göre eğitim sürecini planlamaktır.

Bunu yaparken, yaratıcının her birimizin ruhuna kendinden üflediğini, her birimizin hamuruna farklı yetenekler yüklediğinden emin olmalıyız.

Eğitim özgün olmalı

Eğitimin, hastalıklar gibi “kişisel” ve “özgün” olduğunu, her insanın ayrı yetenekleri olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Hiçbir hekim, aynı hastalığa yakalanan iki kişiye aynı tedaviyi uygulamıyor, her insana ayrı reçete, ayrı tedavi veriyor. Çünkü her insan farklı, çünkü hastalık kişiye özeldir.

Kur’an-ı Kerim’de de “yaratılış” ayetlerini incelediğimizde, her insanın ırk, renk, dil açısından farklı yaratılmasının yanı sıra huy, karakter, yetenek, ilgi, eğilim açısından da farklı yaratıldığını görüyoruz.

İnsan bir mucize

İnsanın doğuştan bir mucize olduğunu ve hamurunda farklı yetenekler olduğunu bilerek her öğrenciye yaklaşmalıyız.

Hiçbir çocuğun önceki yetişmişliğini, sosyal eksiklerini, yaramazlıklarını veya dezavantajlarını öne alarak ayrım ve tasnif yapmamalıyız.

Çaba gösterdiğimiz takdirde her çocuğun bir fidan gibi yeşerdiğini, büyüdüğünü, meyveye durduğunu göreceğiz.

Eğitimi “yetenek, ilgi ve meraklarımızla aramızdaki engelleri kaldırmak” olarak tanımlamalıyız.

Not: Bu yazı Yeni Birlik Gazetesi’nin 19 Eylül 2016 tarihli sayısından kısaltılarak iktibas yapılmıştır.

Erol Erdoğan/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Çağı anlamak isteyenlere tavsiyeler

Abdestini almış, havluyla kurulanan yaşlı bir insanı uzun uzun seyredin. Daha henüz hava aydınlanmamışken 90 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir