Hasan El Benna’dan ibretli Endülüs kıssası

Biz çocukken okulda ders arası teneffüsü büyük bir merak ve heyecanla beklerdik. Teneffüs saati geldiğinde sevinçle okulun geniş avlusuna kendimizi atardık. Biri koşuyor, biri zıplıyor, biri oynuyordu. Bütün öğrenciler kendinden geçecek gibi oluyordu.

Seyyid Amca ise, ömrünün büyük kısmını okulda hademe olarak geçirmiş yaşlı bir insandı. Bu insan, takva, salih amel, güzel ahlâk, şefkat ve acıma hisleriyle dolu, sevilen ve sayılan biriydi. Bize kıssa ve hikâyeler anlattığı zaman, onlardan önemli ders, hikmetli sözler ve ibretler çıkarırdı.

Bir gün öğleden sonra bize “Endülüs kıssası” denilen çok güzel, hoş ve nükteli bir hikâye anlatmak için yanına çağırdı. Sonradan öğrendik ki, bu kaybolan İslam’ın cennet Endülüs trajedisiydi. Biz etrafında oturduk. O anlatmaya başladı. Pürdikkat onu dinliyorduk. Şu anda size aslına uygun olarak anlatacağım bu hikâyeyi o zaman çok iyi anlamıştım.

Bir zamanlar

Eskiden geniş bir ülke vardı. Ona Endülüs derlerdi. Bu ülke zengin ve ma’mur, her türlü nimetle dolu cennet gibi bir yerdi. Etrafında inançsız komşuları vardı. Onlar bu ülkeye göz dikmiştiler. Burayı kendi topraklarına katmak istiyorlardı.

Bir gün düşman ülkenin Kralı, vezirini çağırdı; “Bana bir çare bul, bir plan hazırla” dedi. Vezir, “Emret Kralım!” dedi. İnançsız Kral, vezire; “Bu komşumuz olan İslam beldesini işgal etmek istiyoruz. Bu hususta görüşün ne?” diye sordu. Vezir; “Görüşüm; öncelikle bize komşu olan bu ülkeye bir elçi gönderelim. Orayı ziyaret etsin, hakkında bize bilgi toplayıp gelsin, ondan sonra bu durumu konuşur, değerlendiririz” dedi.

Kral; “İsabetli konuştun” dedi. Sonra bu Müslüman beldesine bilgi toplamak için bir casus gönderdiler. Bu casus dere tepe demeden, gece gündüz buraya ulaşmak için yola çıktı. O ülkenin başkentine ulaştı. Burası, etrafı surlarla çevrili, kuvvetli burçları olan, sağlam bir kale ile etrafı sarılmış büyük bir şehirdi.

Ağlayan çocuk

Şehre tüccar kıyafetiyle girdi. Cadde ve çarşılarını gezdi. Şehrin temizliği ve güzel düzeni onu büyüledi. Derin derin düşünmeye başladı. Acı acı ağlayan bir çocuğun sesiyle kendine geldi. Bir bilgi alma niyetiyle çocuğa niçin ağladığını sordu. Çocuk; “Bak ey amca, şu çok uzakta olan ağacı görebiliyor musun? Oraya bak, dalda bir kuş var” dedi.

Adam dediği tarafa baktı. Ancak ağaç görülmeyecek kadar çok uzaktaydı. Dalındaki kuşu zar zor fark etti. Sonra çocuğa döndü; “Tamam, gördüm, ne olmuş bu ağaca ey çocuk?” Çocuk; “Ben bu ağaçtaki kuşa ok attım. Ancak vuramadım. Bu başarısızlığım sebebiyle ağlıyorum” dedi.

Adam; “Al boşa giden okun parasını, bunun için mi ağladın? Artık ağlama” dedi. Çocuk; “Amca, ben okun ve parasının derdinde değilim. Ben atış hatası yaptım. Bunu yapmamam lazımdı. Onun derdindeyim” dedi. Adam, çocuğun yiğitliğini, kendisine olan güvenine şaşıp kaldı. Hemen ülkesine döndü, daha fazla araştırmaya gerek görmedi.

Rapor verir

Kral ona; “Neler gördün ey elçi?” diye sordu. Elçi; “Ey Kralım! Bu şekilde olan bir topluma galebe çalmamız kesinlikle mümkün değildir” dedi. Sonra küçük çocuğun hikâyesini anlattı. “Bunların çocukları böyle ise acaba gençleri, yiğitleri ve atlıları nasıldır?” dedi.

Kral elçinin sözüyle ikna oldu. Vezirini çağırttı. Ona olayı anlattı. Vezir; “Ey Kralım! Bana mühlet ver onları bozguna uğratıp, galebe çalacağımız bir tuzak, bir plan hazırlayayım” dedi. Kral; “İstediğini yap” dedi. Vezir uzun bir süre ortalıktan kayboldu. Sonra Kral’a döndü; “Ey Kral’ım onları hezimete uğratacak, zillete düşürecek bir plan yaptım” dedi.

Kral; “Getir bakayım planını,” dedi. Vezir şöyle dedi: “Ey Kralım, görüşüm şu ki; onların cesaretlerini bitirelim. Erliklerini öldürelim, ahlaklarını bozalım, görüşlerine hâkim olalım, aralarına ihtilaf tohumları ekelim. Bunun dışında hiçbir şekilde onlara galip gelemeyiz. Onlara mücevherler, genç kızlar, cariyeler, dansözler, içkiler, nefsi okşayan ne varsa hepsini hediye olarak gönderelim. Tâ ki, bunlarla oyuna dalıp eğlensinler.

Nefis, heva ve şehvete kendilerini kaptırsınlar. Böylece onları ciddiyetten ve idare ile ilgili işlerden uzaklaştırmış oluruz. Bütün bunları gönderdikten sonra onların birliğini dağıtacak, bağlarını bozacak ve onları birbirine düşürecek birilerini gönderirsiniz; tâ ki birlikleri dağılsın. İşte o zaman onlara üstün gelmek en kolay iş olacak.” Kral; “Ey vezir! Harika bir fikir” dedi.

Heva ve heves

Sonra bu düşündüklerinin hepsini uygulamaya başladılar. Hediyeler üstüne hediyeler, cariye üstüne cariyeler göndermeye başladılar ki bu cariyelerin çoğu casus, gözetleyici ve bozguncu olup her tarafa fesat yaymak için çalıştılar. İnsanlar artık şehvetleriyle uğraşmaya başladılar.

İdareciler arasında kapanmayacak kadar derin fikir ayrılıkları baş gösterdi. Düşman aralarına girdi. Onların kuvvetlerini zayıflattı. Müslüman halkta da farzları yerine getirmede gaflet baş gösterdi. Zillete razı oldular. Azimetlerini kaybettiler. Birlikleri çözüldü. Düşman askerleri atlarıyla onlara saldırdı. Erkeklerini yok edip, diyarlarını harabeye çevirdiler. Onurlarını ayakları altına aldılar. Onlara istedikleri şekilde zulüm ederek hükmetmeye başladılar.

İşte ey evlatlarım bütün bunlar; onların Allah’ı gazaplandırdıkları, şehvetlerine daldıkları, Rablerine, dinlerine ve onurlarına karşı yapmaları gereken sorumluluklarını terk ettikleri için başlarına geldi.

Seyyit Amca şu ayetle hikâyesini bitirdi: “Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Enfal, 53)

O gün biz bu hikâyeyi her ne kadar, çocuğun cesaretine gıpta edip, birbirine düşen Müslümanlara kızdık ise de hikâyeyi büyük bir heyecan ve eğlence ile dinlemiştik. Bugün ise bu hikâyeyi İhvan Gazetesi okuyucularına hatırlattığımızda acı bir anı, bu hayatın en zor derslerinden bir ders olarak görüyoruz. Her Müslüman’ın kalbinin bir parçası olan Endülüs’e binler selam…

Not: Bu yazıyı Üstad Hasan El Benna Haftalık İhvan-ı Müslimin Dergisi, Yıl: 1352/1933, sayı: 9‘da yayınlamıştır. Bu yazı İrfandunyamiz.com tarafından Hasan El Benna’nın Tasavvuf Ve Ahlak Eğitimi (s.311) adlı kitabından iktibas edilmiştir. Eser Nida yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Hasan El Benna/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Mısır coğrafyasından çıkan ve ümmete aydınlık bir kandil olan muallim, mütefekkir, alim ve dava adamı merhum Üstad Hasan El Benna ümmetin hep beraber Allah Teâlâ’nın ipine tutunması ve istikamet üzere olması için o kadar büyük gayretler göstermiştir ki bu gün onu tanıyanlar derin bir “ah” çekerler. O ümmetin derdi ile gerçekten dertlenmiş abide bir şahsiyettir. Anlattığı şu kısacık kıssa bile o kadar büyük mana hazinelerini önümüze seriyor ki sadece bu kıssayı nakletmesi bile büyük bir hizmettir. Kanaatimizce bu kıssa ümmetin bütün fertlerinin okuması ve üzerinde derin derin düşünmesi gereken bir kıssadır. Kıssada bahsedilen “atış hatası yaptığı için üzülen çocuk” bize bir Müslüman olarak işimizi düzgün yapmamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Ve bu kıssa bize zevk u sefaya dalan ve hevasının peşinden giden toplumların iflah olmayacağını öğretmektedir. Biz de toplum olarak Allah’ın emrine uymazsak bizim de ulaşacağımız sonuç hiç iyi olmayacaktır.

KISSA HAVUZU↗

En güzel kıssa ve hikayelerin derlendiği özel arşivimize ulaşmak için tıklayın.

MENKIBE DERYASI↗

Özenle seçilmiş geleneksel eğitici menkıbeler okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Konya günlerim böyle başladı…

Konya’nın meşhur hafızlarından Hayra Hizmet Vakfı kurucusu merhum Hasan Hüseyin Varol hocamızın hatıralarını rahmete ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.