Hazreti Lokman’ın eğitim metodu

Biz müminler olarak; kâinata, eşyaya, insana, hayata, mala, makama vs. Kur’an ve Sünnet penceresinden bakarız, bakmak zorundayız. Zira Kur’an, bizim inancımızı, ibadetimizi ve bütün bir hayatımızı şekillendirdiği gibi bizim zihniyetimizi, fikrimizi ve düşüncemizi oluşturur.

Tayyip Elçi

Kur’an bize bir hayat tarzı öğrettiği gibi bize bir perspektif ve bakış zaviyesi de oluşturur. Başka bir tabirle, bize her işimizde merci’ ve dayanak olacak bir fikriyat ve nazariyye oluşturur. Binaenaleyh bir mümin; Kur’an’a ve Sünnet’e dayanan bir düşünceye, Kur’an’a dayanan bir bakış açısına, Kur’an’a dayanan bir inanca ve ibadet hayatına, Kur’an’a dayanan bir yaşam tarzına, Kur’an’a dayanan bir yönetim ve siyaset anlayışına, Kur’an’a dayanan bir eğitim anlayışına vs. sahip olmak zorundadır.

Bu noktadan hareketle müminler olarak tüm sorularımızın cevabını ve tüm sorunlarımızın çözümünü bulmak için başvuracağımız ilk kaynak şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an’da aradığımızı bulamadığımız veya bulup da detayını ve uygulamasını öğrenmeye ihtiyaç duyduğumuz zaman da Sünnet’e; Allah Resulü’nün söz, fiil ve takrirlerine başvururuz.

Eğitim sistemimizi oluştururken; nasıl bir zaviyeden meseleye bakmamız, nasıl bir yol ve metot izlememiz, neleri öğretmemiz ve neleri öncelememiz gerektiği hususunda Kur’an ve Sünnet’e müracaat ettiğimizde bizlere yeterince yol gösterici ayet ve hadislerin mevcut olduğunu görmekteyiz.

Eğitim Metodu

Biz bu çalışmamızda, bir örnek olarak, Kur’an’da Rabbimizin bizlere kıssasını anlattığı Hazreti Lokman’ın oğlunu eğitirken izlediği metot, öğrettiği konular ve izlediği sıralamayı irdeleyerek eğitim sistemimiz için bazı dersler istinbat etmeye çalışacağız.

Lokman suresi 12-19. ayetlerde anlatılan kıssadan şu hakikatleri öğrenmekteyiz:

1. Kıssanın başında Yüce Allah; “Muhakkak ki biz Lokman’a hikmet verdik” buyurmuştur. Bununla yüce Allah, Hazreti Lokman’ın hikmet sahibi bir zat olduğuna dikkatimizi çekerek eğitimde uyguladığı metodun hikmetli bir metod olduğuna işaret etmiştir.

2. Devamında Rabbimiz; “Hani Lokman oğluna nasihat ederken dedi ki” buyurarak bir baba olarak Hazreti Lokman’ın oğlunu karşısına alıp nasihatte bulunduğunu ifade buyurmuştur. Buradan aslında ilk eğitimin ailede ebeveyn tarafından verilmesi gerektiğini anlıyoruz.

3. Hazreti Lokman oğluna, gerek söze başlarken gerek yeni bir talimat verirken “yavrucuğum” diye nida eder. Buradan iki şey öğreniyoruz.

Birincisi: oğlunun yaşının küçük olduğudur ki bu, eğitime küçük yaşta başlanması gerektiğine delalet eder. Zaten eğitim yaşının küçük olması hususunda bugün artık bütün eğitimciler ittifak halindeler. Dini olsun ya da olmasın, gerek öğretim gerek eğitim, çocuk kavrayabilme yeteneğini kazanır kazanmaz yapılmalıdır.

Kanaatime göre eğitim, öğretim ve öğrendiklerini uygulama yaşını da ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Zira günümüzde okuma-yazma öğretmek suretiyle başlanan öğretim yaşı altı yaşına kadar indirilmişken eğitim yaşının çok daha erken başladığı bir hakikattir. Zira okul çağına gelmeden önce gerek izlediği görsellerden gerek çevresinde olan bitenden çocuğun bilinçaltına kalıcı bazı inanç ve karakterlerin yerleştiği artık kabul edilmiş bir gerçektir. Hatta anne rahmindeyken bile annenin çevresinde olup bitenden ceninin etkilendiği de tıbben kabul görmektedir.

Öğrendiklerini uygulama hususu için ise yedi yaşının uygun olacağı ve “Yedi yaşına gelince çocuğa namazı öğretin” hadisinin de bu şekilde değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım.

İkincisi ise: Hazreti Lokman, hitabında sevgi ve merhamet ifade eden bir sesleniş kullanır ki bu da eğitimin sevgi/sevdirme ve merhamet zeminine oturtulması gerektiğini bize öğretir. Nitekim eğitimle uğraşan ilim insanlarının araştırması da sevdirmenin eğitim için müeyyide uygulamaktan çok daha etkin ve faydalı olduğu sonucuna ulaşmışlardır.

Kur’an-ı Kerim’de Hazreti Nuh (Hud /42), Hazreti İbrahim (Saffat / 102) ve Hz. Yakub’un (Yusuf / 5) da çocuklarına seslenirken, keza Efendimiz’in de zaman zaman çocuklara seslenirken aynen Hazreti Lokman gibi “yavrucuğum” diye şefkat nidasını kullandıklarını görmekteyiz ki bu da aslında bu metodun aynı zamanda nebevî bir metot olduğuna delalet eder.

4. Hazreti Lokman söze başlarken evvela; “Hiçbir şeyi Allah’a ortak koşma” buyurarak itikadın üssü’l esâs’ı olan tevhidi öğretir. Her şeyden önce sağlam bir itikat, sahih bir inanç, şek ve şüphelerin olmadığı saf bir zihnin çocukta oluşturulmasının ehemmü’l-mühimmat olduğunda şüphe yoktur. Zira böylesi bir inanç çocuğun saadet-i dareyn’i için elzem olduğu gibi eğitim sürecinde dahi daha başarılı olmasına büyük katkı sağlayacaktır. Nitekim fikirsel buhranlar yaşayan birinin saf bir zihne sahip olan birisi kadar eğitimine odaklanamayacağı açıktır.

5. Hazreti Lokman; “Yavrucuğum namazı kıl” buyurarak ibadet etmeyi, tevhidin ve imanın gereğini yaşamayı öğretir. Yani ilmiyle amel etmeyi ve öğrendiklerini pratiğe geçirmesi gerektiğini öğretir. Pratiğe geçmeyen bir bilgi kalıcı olmayacağı gibi sahibi için de pek bir fayda sağlamayacaktır. Hele de bu bilgi din ile ilgili bir mesele ise konu daha bir önem taşır.

Günümüzde tüm eğitim kurumlarında, özellikle din eğitimi veren İmam-Hatip okulları ve İlahiyat fakültelerinde dinî bilginin sadece bir bilgi formatında öğretilip bunu amele dönüştürme hususuna ehemmiyet verilmemesi; ibadetleri önemsemeyen, cami-cemaat derdi olmayan, hatta bir kısmı namaz dahi kılmayan ilahiyatçılar ve hafızların türemesine sebebiyet vermiştir. Mevcut tabloya baktığımızda Hazreti Lokman’ın itikat eğitiminden hemen sonra ikinci sırada ibadeti emretmesinin sırrını daha iyi anlıyoruz.

6. Hazreti Lokman; “İyiliği emret, kötülükten vazgeçir” diyerek daha küçük yaştan itibaren çocuğunda içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk bilinci oluşturur. Çocuğun; misyonu olan, ideal sahibi, dava şuur ve bilincine sahip diğerkâm bir genç olmasını sağlamaya çalışır.

Çocuğun çevresinde olan bitene karşı lakayt kalmaması, olaylara ve insanlara karşı laubali davranmaması, nemelazım bir tavır içinde olmaması gerektiğini belletir. Hem de bunu, kendisinde bir meleke haline gelsin diye daha küçük yaşta iken yavrucuğuna belletir.

Hazreti Lokman; “İyiliği emret, kötülükten vazgeçir” diyerek daha küçük yaştan itibaren çocuğunda içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk bilinci oluşturur. Çocuğun; misyonu olan, ideal sahibi, dava şuur ve bilincine sahip diğerkâm bir genç olmasını sağlamaya çalışır.

Günümüzde “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” gibi sakat bir görüşe sahip olan, etrafında olan bitene sadece seyirci kalan, sorumluluk taşımayan şu nemelazım yeni nesle baktığımızda Hazreti Lokman’ın bu taliminin önemini daha iyi kavrıyoruz. Hele de tebliğ, irşat, davet, emr-i bi’l-ma’rûfwenehy-i ‘ani’l-münker gibi kavramları unutmuş olan ekseri âlimlerimiz ve din görevlilerimize baktığımızda bu hususun eğitimimizdeki eksikliğini daha iyi anlıyoruz.

7. Emr-i bi’l-ma’rûf wenehy-i ‘ani’l-münker görevini ifa ederken, hakkı haykırıp batılın karşısında dururken elbette çocuğunun batıl ehlinin hışmına uğrayacağını, insî şeytanlar tarafından rencide edileceğini bilen Hazreti Lokman; “Başına gelenlere/geleceklere sabret” demekle çocuğuna; bu yüce görevin kolay olmayıp bedel gerektirdiğini, bu uğurda engellerle karşılaşacağını hatta saldırıya uğrayacağını, daha işe koyulurken buna hazır olmasını öğretir ve buna karşın; davasına sadık, sabr u sebat eden bir genç olmasını, davası uğruna başına geleceklere karşı pes etmeden direnç göstermesini tembihler.

8. Hazreti Lokman çocuğuna nasihat etmeye devam ederken arada; “Doğrusu bunlar azmedilmesi gereken işlerdir” demek suretiyle, verdiği eğitimin ve öğrettiği hakikatlerin ehemmiyetine vurgu yapar. Böylece çocuğuna; kendisine öğretilenlerin önemini kavramasını, zihninde bunları perçinlemesini ve bunlara sahip çıkması gerektiğini belletir, böylece çocuğunu eğitime adapte eder.

Günümüzde öğrencilerin aldığı eğitime karşı lakayt kalmasını, ilgisiz olmasını ve önemini kavramamasını göz önünde bulundurduğumuzda Hazreti Lokman’ın eğitim arasında çocuğun dikkatini toplamak, aldığı eğitimin önemini kavratmak ve onu eğitime adapte etmek için uyguladığı metodun önemini daha iyi anlıyoruz.

9. Hazreti Lokman; “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez” diyerek bir taraftan çocuğuna kötü huy ve ahlaklardan uzak durmasını tembihler. Böylelikle çocuğundan kötü huy ve ahlakları “tezkiye ve tahliye” işlemini gerçekleştirir.

10. Diğer taraftan; “Yürüyüşünde tabii ol ve sesini alçalt” buyurmak suretiyle güzel ahlak ve hasletlere sahip olması için çocuğunu talim eder. Böylece bir taraftan kötü ahlaklardan uzak durmasını ve kalbi hastalıklardan temizlenmesini sağlayarak tahliye, diğer taraftan güzel huy ve ahlakla bezenmesini sağlayarak da “tahliye” işlemini gerçekleştirir.

Hazreti Lokman; “Başına gelenlere/geleceklere sabret” demekle çocuğuna; bu yüce görevin kolay olmayıp bedel gerektirdiğini, bu uğurda engellerle karşılaşacağını hatta saldırıya uğrayacağını, daha işe koyulurken buna hazır olmasını öğretir ve buna karşın; davasına sadık, sabr u sebat eden bir genç olmasını, davası uğruna başına geleceklere karşı pes etmeden direnç göstermesini tembihler.

Kötü huy ve ahlaklardan uzak durma ve güzel ahlak sahibi olma her müminde olması gereken hasletlerdir. Ancak insanları Allah yoluna çağıran bir davetçi herkesten daha çok buna muhtaçtır. Nitekim tüm peygamberlerin ve özelde efendimizin Kur’an-ı Kerim’de en çok üzerinde durulan vasıfları güzel ahlakları olup davalarında başarılı olmalarının da bu güzel ahlakları sayesinde olduğu vurgulanmaktadır.

Tabi ki eğitimin her alanında olduğu gibi ahlak ve karakter eğitiminin de küçük yaştan itibaren yapılması gerekmektedir. Günümüz eğitim sisteminde öğretime yoğunlaşıp eğitimin, özellikle de karakter eğitiminin, ihmal edildiğine ve bu yanlış uygulama neticesinde yeni neslin nasıl da edep ve ahlaktan mahrum olarak yetiştiğine baktığımızda Hazreti Lokman’ın eğitim metodundaki ahlak ve karakter eğitiminin neden önemsendiğini bir kez daha anlıyoruz.

Doğrusu İslam’ın ahlaka verdiği önemi başka hiçbir sistem vermemiştir. İslam’ın temel gayesi ahlakî eğitimdir desek mübalağa etmiş olmayız. Nitekim Efendimiz; “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisiyle adeta tüm peygamberlerin toplumda güzel ahlakı yerleştirmek için gönderildiklerini, kendisinin de bunu tamamlamak için görevlendirildiğini ifade buyurmuştur.

11. Son olarak Hazreti Lokman; “Şüphesiz seslerin en çirkini merkep sesidir” diyerek kötü huy ve davranışlara sahip olmanın insanı ne denli kötü bir duruma düşürebileceğini bir teşbih edasıyla ifade eder. Bu da eğitimde teşbih ve somutlaştırma metodundan istifade edebileceğimizi, kötü huylardan nefret ettirmek için bu tür benzetmeleri yapabileceğimizi öğretir. Nitekim Kur’an-ı Kerim ve hadisi şeriflerde somutlaştırma, teşbih ve istiare gibi birçok edebî sanat kullanılmıştır. Günümüzde somutlaştırma sözlü olarak yapılabileceği gibi tahta, akıllı tahta, animasyon, kısa film vb. görsel materyallerle de yapılabilir.

  • SONUÇ VE ÖNERİLER
  • Her işimiz gibi eğitim metodumuzu da hikmete bina etmeli, hikmetle yapmalı ve Hazreti Lokman gibi hikmet sahibi kişiler tarafından oluşturmalıyız.
  • Eğitim ailede başlar. Bunun için evlatlarını hikmetli bir şekilde eğitebilmeleri için öncelikle ebeveynlerin bilinçlendirilmesi gerekir.
  • Eğitim mümkün olan en küçük yaştan itibaren yapılmalıdır.
  • Eğitim; sevgi, sevdirme, şefkat ve merhamet üzerine bina edilmeli, eğitmen sevgi ve merhametini eğittiği talebelerine ifade etmelidir.
  • Her şeyden önce çocuğa sağlam bir tevhid inancı verilmeli, iman ve itikat meseleleri öncelenmelidir. Sağlam bir itikat için batıl itikatların da öğretilip bunlardan sakınılması ve hatta onlarla mücadele edilmesi sağlanmalıdır.
  • İmandan sonra, imanın muktezası olarak çocuğa ibadet etmesi, ilmiyle amel etmesi ve teorik olarak öğrendiklerini pratiğe geçirmesi emredilmelidir.
  • Eğitimin önemli bir parçası olarak öğrencilere; Rabbine, çevresine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk bilinci verilmeli ve misyon sahibi, idealist ve diğerkâm birer şahsiyet olarak yetişmeleri sağlanmalıdır.
  • Gerek eğitim sürecinde gerek tüm hayatında ve özellikle emr-i bi’lma’rûf wenehy-i ‘ani’l-münker görevini ifa ederken karşılaşacağı sorun ve engellemelere karşı pes etmeden sabr u sebat yapmaları gerektiği talebelere öğretilmeli ve direniş ruhlu gençler olarak yetişmeleri sağlanmalıdır.
  • Zaman zaman aldıkları eğitimin önemine vurgu yapılarak, talebeye aldıkları eğitimin ehemmiyeti kavratmalı, böylece eğitime adapte edilmeleri sağlanmalıdır.
  • Gerek “tahliye” dediğimiz kötü huy ve ahlaklardan arınma gerek “tahliye” dediğimiz güzel ahlaklarla bezenme suretiyle talebelere ahlak ve karakter eğitimi verilmelidir.
  • Bir eğitim metodu olarak özellikle de küçük yaştaki talebe için somutlaştırma yapılmalı görsel materyallerden istifade edilmelidir.

Not: 18-19 Ekim 2019 tarihlerinde Batman’da düzenlenen X. Uluslararası Din Görevlileri Sempozyumunda (Davet Dili Sempozyumu)  muhterem Muhammed Tayyip Elçi Hocamızın sunumunu yaptığı “Hazreti Lokmanın Davet Metodu” adlı bildirisidir.

Tayyip Elçi/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Köy yerindeki ibretlik olay

Muhtemelen 1986 yılında Sur Dergisi’nde, bir vatandaşın başından geçen ilginç bir olay okumuştum.  Olayın detaylarını unuttum. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir