Mevlüt Çavuş yetimlere sahip çıkardı

1930’lu yıllarda açılan Köy Eğitmen Kursları’nda yetişen eğitmenler ülkemizdeki eğitim ve öğretim seferberliğinin bir ayağı olarak okuma yazma oranının yükseltilmesi için hizmet etmeye başlamışlardı. (Köy Enstitüleri bu bahsettiğim kurslardan daha sonra açılmıştır.)

Bizim ilçemizde de eğitmen olarak hizmet eden, köy halkı tarafından “Mevlüt Çavuş” olarak tanınan Mevlüt Akan Amcamız görev yapmıştı. Onun eğittiği ve yetiştirdiği talebeleri gittikleri yerlere, ondaki güzellikleri de götürüyorlar ve sürekli onu hayır ile yâd ediyorlardı.

Yetimlerin sığınağıydı

Mevlüt Amca köydeki yetim çocukları tespit ediyor, onların ihtiyaçlarını kendisi karşılıyor ve onları himaye etmeye çalışıyor ve onları çok seviyordu. Birçok yetimi okutuyor, askere gönderiyor ve askerlik süresince de ailesinde bulunan kişilerin ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bu davranışı ile İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in; “Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette (iki parmağını yan yana göstererek) şöyle yan yana bulunacağız” (Müslim, Zühd, 42) müjdesine nail oluyordu.

Evlenip yuva kuracakları zaman da onlara yardımda bulunuyor ve onların ne ihtiyaçları varsa karşılamak için çaba sarf ediyordu. İlçenin yakın köylerinden de ailesinde problem ve sıkıntı olan herkes, yetimlerin sığınağı Mevlüt Amca’nın yanına gelir ve onun evi onlara sığınılacak liman olurdu.

Bir gece vakti kapısının zili çaldığında, ”Hayırdır inşallah” diyerek kapıyı açmış bakmış ki; karşısında yetim olarak büyüttüğü ve daha sonra evlenen genç bir kadın kucağında çocuğu olduğu halde oracıkta bekliyor.

Kadıncağız kapıyı açar açmaz; “Kocam beni dövdü ve evden dışarı attı, sizden başka gidecek hiç bir yerim yok, kusura bakmayın” diyerek hıçkırıklara boğulmuş.

Mevlüt Amca; “Ağlama kızım sen sahipsiz değilsin, madem ki sen beni babanın yerine koyarak buraya gelmişsin ben de senin geldiğine memnun oldum. Sabah olduğunda ilk yapacağım iş senin problemini çözmek olacak” demiş ve bu mazlumu teselli etmiş.

Haddini bildirmiş

Ertesi gün Cuma olduğu için bütün köylülerin Pazar için Köse’ye gelmişler. Mevlüt Amca kalabalıkların içerisinde bu çaresiz ve yetim büyüyen kadıncağızı mağdur eden adamı bulmuş ve karşısına dikilmiş. Bir baba edası ile; “Sen benim kızımı sahipsiz mi sandın! Hem döveceksin, hem de gece vakti evden atacaksın öyle mi?” diyerek onu güzelce azarlamış. Bu yetim kızın sahibi olduğunu ona iyice hissettirmiş. Herkesin içinde azarlanan adam utanmış ve yaptığına pişman olmuş.

İleriki günlerde o adama gereken öğütleri vermiş ve kadının tekrar eşinin yanına dönmesini sağlamış. O günden sonra bu kadıncağızın hayatı değişmiş… İnsan olarak kendisine ne kadar değer verildiğini hissetmeye başlamış. Çevresindekilere anlatılamaz bir duygu içinde olduğunu anlatıyormuş. Çünkü artık kocasının ona bakışı değişmiş ve onu Mevla’nın bir emaneti olarak görmeye başlamış. Kocasıyla ve çocuğuyla beraber mutlu bir aile ortamına kavuşmuş.

Oğlu Abdullah Akan ile

Cömertlik çok yakışıyordu

Cömertlikte İslam’ın ilk halifesi Hazreti Ebubekir radıyellahu anh Efendimiz’i kendisine örnek alan, verdiğinde her şeyini verebilen bir kişilik olarak tanınan Mevlüt Amca kısa süren eğitmenlik görevinden sonra Belediye’de zabıta memurluğu yapmıştı.

Biz çocukluk yaşlarında iken bayram günleri caminin önünde köyün bütün çocukları gibi kuyruğa girerdik. Mevlüt Amca bütün çocuklara bayram harçlığı dağıtırdı.

Mevlüt Amca köyümüzdeki kahvehanelere girdiğinde garsonu yanına çağırır ve orada bulunan herkese çay ikram eder ondan sonra bir masaya geçer otururdu. Cömertlik ona çok yakışıyordu, manavdan aldıklarını eve getirinceye kadar dağıtarak geliyordu. Bazen hanımı; “Bu kocaman poşetlere bu kadar az meyveyi niçin koymuşlar?” dediğinde; “Ne bileyim hanım bizim bakkalın işleri” diyerek geçiştirirmiş.

Bir hatırası

Şimdi sizlere Mevlüt Amca’nın çok ilginç bir hatırasını anlatacağım. 1970’li yıllarda Köse İlçemizde banka yoktu. Belediye’ye ait olan bir miktar parayı getirmek için Kelkit İlçesi’ne gitmiş. Orada bulunan bankadan o günün parasıyla 10 bin lira çekmiş ve akşam köye gelmiş.

Gelinine; “Kızım bugün bankaya gittim, Belediye’nin parasını çekerek getirdim, yarına kadar şu çantada onu muhafaza edelim” derken evde çantanın kabarık olduğunu hissetmişler ve “Allah Allah bu bankadaki memurlar yanlış yapmış olmasınlar” diyerek çantayı kontrol ettiklerinde, bir de ne görsünler on bin lira değil, yüz bin lira var çantada.

Mevlüt Amca çok huzursuz olmuş, sabah erkenden kalkmış tekrar Kelkit’te bulunan bankaya gitmiş. Banka çalışanlarına durumu izah edince, memurlar eline sarılmış ve “Allah sizden razı olsun siz bu iyiliği yapmasaydınız, bizim halimiz nice olurdu?” diye teşekkür etmişler. Mevlüt Amca da oradaki memurları mutlu ettiği için huzurlu bir şekilde köyüne dönmüş.

 Okuyucularımıza 1970’li yıllardaki yüz bin liranın değerini anlatabilmek için bir mukayese yapmak istiyorum. O günlerde altının gramı 10 lira idi, yine o yıllarda Ford marka kamyonlar meşhurdu. Fabrikadan alınan kamyonların fiyatı 75 bin lira idi.

Empati yapmak gerekirse memur maaşı ile geçineceksiniz ve bu kadar büyük bir meblağ elinize geçecek, yanlışlıktan dolayı uykunuz kaçacak, tekrar zor imkânlarla yollara düşeceksiniz ve yanlışı düzeltme adına bir sürü çile çekeceksiniz. Herhalde bunun tek bir tane izahı vardır, o da imanın lezzetini tadan bir kişinin, erdemlilik ve dürüstlük örneği göstermesidir.

Bayrağımıza âşıktı

Mevlüt Amca vatanını ve bayrağını çok seven birisiydi. Hac için o güzel beldelere gittiğinde Arafat’ta bile Türk bayrağını elinden düşürmemişti.

Her fani gibi o da yaşlandı, hastalandı. Bir şeye çok sitem ederdi, eskiden halini hatırını soranlar, hastalanınca ziyaretine gelmez, halini hatırını sormaz olmuşlar, o duruma çok üzülüyor ve dilinden şu cümleler dökülüyordu.

Bu dünya fanidir bellidir belli,

İster yüz yıl yaşa ister yüz elli,

Ne al giyen kalır ne saçı telli,

Akıbet ölümdür ne hayaldesin.

Amcaoğlu Temel Akan ile

Son demleri

Ömrünün son zamanlarında Mevlüt Amcamızın beyin damarlarında tıkanıklık oluşunca; artık her şeyi unutur olmuştu ve evinde istirahat ediyordu.

Bir cuma günü ziyaretine gelenlere demiş ki: “Beni karyoladan yere indirin!” Oradakiler hayret ile ona bakarken; “Yahu siz hiç ölen insan görmediniz mi? Beni sağ yanıma çevirin, yanımda boş boş durmayın, kelime-i şahadet getirin.”

O anda yakınlarından birisi oğlu Remzi’nin Fransa’dan geldiğini şuan Erzincan’a ulaştığını, bir müddet sonra köye geleceğini söyleyince Mevlüt Amca; “Eyvah” demiş: “Her şey bitti artık, görüşemeyiz.”

Yattığı yerden doğrularak sağ yanında oturan hanımı Sabire Yenge’ye; “Hanım ben senden razıyım. Allah da senden razı olsun” demiş ve bu cümleyi üç defa tekrar etmiş. Sonra tekrar yatmış. Daha bir dakika geçmeden kelime-i şahadet getirerek ruhunu teslim etmiş. O sahneye şahit olanlar hayretler içerisinde kalmışlar.

Bilmem ki nasıl ders çıkarmalıyız bu ölümden değerli kardeşlerim.

Yetimlerin, yoksulların, gariplerin hamisi olmak mı diyelim. Cömertliği ahlak haline getirmek mi diyelim. Âcizane bizim anladığımız kadarıyla imanın lezzetini tatmış olan insanın hayatı da,  hastalığı da, ölümü de ibretlik dersler veriyor. Rabbim rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin.

Şair ne güzel demiş:

Ata toprağını gidip görmezsek,

Tarih yaprak gibi kurutur bizi.

Bizler Ataları dile almazsak,

Yarında torunlar unutur bizi.

Değerli kardeşlerim birer Fatiha okumayı unutmayalım.

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir