Yıllar sonra Yörük köyünde…

Önceden görev yaptığım yerleri ve üzerimde hakkı bulunan kişileri ziyaret etmek adetimdendir. İlk görev yerim olan Tekirdağ Malkara Yörük Köyü ile de irtibatımı hiç kesmedim. Fırsat buldukça oraya gitmeye çalıştım. Oradaki dostları telefonla arayarak bayramlarda, özel gün ve gecelerde hal hatırlarını sordum. İmamlığa orada başladığım için oranın bendeki yeri başkadır.

Bir önceki yazımda size Yörük Köylü Ahmet Amcamdan bahsetmiştim. Onunla en son 2023 yılı Ramazan Bayramı’nda konuşmuştuk. “Nasılsın” dediğimde; “İyi değilim be Oca. kalbim bitik” demişti. Onun yufka yüreği artık hayatında yaşadığı bazı acılara dayanamıyordu. Bu güzel saf yürekli insan 3 Mayıs 2023 Çarşamba günü o çok sevdiği Rabbine kavuştu.

İşte böyle

Ne garip değil mi? Bu dünyadaki en büyük gerçeklerden bir tanesi olan ölüm, gün içerisinde belki de hiç aklımıza gelmiyor. Halbuki her zaman ve her yerde karşılaşabileceğimiz bir hakikat. Beklenmedik anda kapımızı çalacak misafir. Ansızın bizi bu diyardan, buralardan götürecek bir vasıta. Biz ölümü yok oluş zannederiz esasında gerçek var oluşun başlangıcıdır ölüm.

Mü’minler için en büyük hayallerin gerçekleşeceği Cennet ülkesine göç etmenin adıdır ölüm. Madem öleceğiz, madem göç edeceğiz, neden geldik bu fani âleme? Neden geldik bu dünya sahnesine? İşte tüm bu soruların cevabını son kitabında haber veriyor Yüce Rabbimiz: “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk, 2) Şair ne güzel söylemiş:

Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal,
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.

Geçici olan bu aleme geliş sebebimiz güzel ahlak ve iyi davranışlarla başarılı bir sınav kağıdı teslim etmekmiş. İşte Yörük Köylü Ahmet Amcam bu sınav kağıdını en güzel şekilde dolduranlardandı. Benim şahit olduğum kadarıyla iyiliği kötülüğünden, sevabı günahından fazla olanlardandı. Hayatın çilesini çekmiş ama kimseye çektirmemişti. Gençliğinden yaşlılığına dek zorluklarla karşılaşmış ve mücadele etmiş fakat başkalarının işini daima kolaylaştırmaya çalışmıştı. Allah Teâlâ rahmet eylesin.

Dış kapıdaki ayakkabı

Fikriye Teyze o gün beni arayıp; “Oğlum Ahmet Amcan vefat etti, cenazesinde olmanızı çok istiyordu, gelirseniz iyi olur, biz seni oğlumuz gibi sevdik” dediğinde şunu fark ettim ki onlar bizi evladı gibi görmüştü. Hiç oğulları olmadığı için demek ki bizi oğul saymışlardı. Allah rızası için orada olduğumuz sürece onlara evlatlık yapmaya çalışmıştık. Elimizdeki imkanlarla her zaman kendilerine hizmet etmeye gayret etmiştik.

Rabbimin inayeti ile Ahmet Amcaya karşı son vazifemizi yapmak için yola revan olduk. Üç yıl aradan sonra bu kez onun cenazesi vesilesiyle Yörük Köyü’nü ziyaret etmiş olduk. Fakat artık vefalı dost Ahmet Amca bu köyde yoktu. Merdivenin başında bu kez bir çift ayakkabı karşıladı bizi. Anadolu’da adettenmiş, ölen kişinin evinin dış kapısına ayakkabısı konurmuş.

Evin kapısına gelip cenazeden habersiz olan kişiler bu ayakkabıyı görünce burada bir cenaze olduğunu anlarmış. Eğer aileye sabır ve başsağlığı dilemek için gelmişse cenaze evinde uzun süre durmaz ve acılı aileyi fazla yormazmış. Şayet kapıya gelen bir satıcıysa bu durumun farkına varır ve hane halkını rahatsız etmeden gidermiş.

Huzur doluydu

Güzel insanların cenazesi de bir başka huzurlu oluyor. Huşu ve huzur içerisinde öğle namazını camide kıldıktan sonra avluda tezkiye için toplandık. On yıl aradan sonra Yörük Köyü’nde ilk defa bir cenaze merasimine katılmıştım. İstanbul’dan Tekirdağ’a gelerek cenazeye katıldığımı gören köylü de biraz şaşırmıştı.

Normalde oralarda tezkiye konuşmaları kısa yapılıyordu. Vaaz ı nasihat özet bir şekilde geçilir, hızlıca helalleşme yapılırdı. Fakat ben bu fırsatı iyi değerlendirmek istiyordum. Köy halkını yakinen tanıdığım için bu imkanın her zaman ele geçmeyeceğini biliyordum. Zaten Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem’in tebliğ metodunda da fırsat vaazları çok meşhurdur.

Bir eğitimde çok önemli bir bilgi edinmiştim. İnsan duygu yoğunluğu ile birlikte öğrendiği bilgiyi kolay kolay unutmazmış. Mesela korku anında, sevinç anında, cenaze merasiminde, düğün veya sünnet merasiminde, asker uğurlarken, doğum sonrasında bebek ziyaretinde… Deprem, sel, yangın tabii afetlerde… Ben de fırsattan istifade yaklaşık yirmi dakika kadar ölümün bizim için nasıl bir vaiz olduğunu açıklamaya çalıştım. Herkes pür dikkat dinliyordu.

O köyün yapısını gayet iyi biliyordum. Köylülerin düşünce dünyalarından ve yaşamlarından da yakinen haberdardım. Çünkü orada görev yaptığım on beş aylık süre zarfında neredeyse her gün köydeki üç kahvenin her birini teker teker dolaşır oradaki insanların masalarına uğrar onlarla birlikte oturup muhabbet ederdim.

Bazen traktöre biner onlarla beraber tarlaya giderdim. Hem toprağı tanırdım, hem köydeki yaşamı öğrenirdim, hem de tebliğ yapardım. Emr-i bil maruf nehy-i anil münker niyetiyle gerçekleştirdiğim bu ziyaretlerde hem onlarla hasbihal etme, hem de köyü ve köylüyü tanıma fırsatı bulmuştum. Bu sebeple konuşmamın arasında görev yaptığım günleri hatırlatarak onlara ölüm hakkında bazı mesajlar vermeye çalıştım.

Tezkiye konuşması

“Muhterem büyüklerim değerli kardeşlerim; Biz bu dünyaya Allah Teâlâ’ya kul olmaya geldik. Bu dünyada yolcuyuz varacağımız yer ise kabirdir, ahirettir. Mal, mülk, evlatlar hepsi geçicidir. Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de buyuruyor ki; “Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.” (Rahman, 26) Şu gördüğümüz güneş bir gün yok olacak, Ay, yıldızlar yok olacak. Biz yok olacağız. Peki madem yok olacağız neden geldik bu dünyaya? Rabbimizin rızasını kazanmak onu hoşnut etmek için geldik.

İmanımız var elhamdülillah, lakin amellerimizi kontrol etmeliyiz. Özellikle namaz çok mühimdir. İmandan sonra ilk sual namazdan gelecektir. Bundan dolayı namazlardaki eksiklerin telafisi yoktur. Namaz varsa her şey vardır. Namaz yoksa hiçbir şey yoktur. Namazsız İslam olmaz, oruçsuz İslam olmaz. Zekât olmadan, Hac olmadan İslam olmaz.

Çok kıymetli köylüler! Bu köyde vazife yaptığım günlerde sizinle muhabbet ettiğimiz esnada bazen bana şöyle derdiniz: ‘Hoca bizim topraklar çok verimlidir, ülkemizin dört bir yanına buradan buğday, ayçiçeği, mısır gibi çeşit çeşit mahsuller göndeririz.’ Ben de şöyle mukabele ederdim: ‘Kıymetli abilerim madem öyle onlar günde beş vakit namaz kılıyorlarsa, sizin beşe beş katmanız lazım ki şükür etmiş olasınız. Zekatı ve öşürü vermeniz lazım. Üzerinize farz olunca hacca gitmeniz lazım.”

Hayatın içinden

Onların yaşadıkları hayatın içinden örnekler verince, her birinin pür dikkat dinlediğine şahit oldum. Cenazeden sonra aldığımız geri dönüşler ise burada yaptığımız konuşmanın gerçekten de ciddi derecede tesirinin olduğu yönündeydi.

Acizane değerli meslektaşlarıma bu konuda bazı önerilerim olacak. Tecrübe paylaşımı da diyebilirsiniz buna. Cenaze merasimlerinde vaaz yapmayı asla ihmal etmeyiniz. Cenazeye katılacak her kesimden insana hitap edecek bir vaaz yapmalısınız. Vefat eden kişi ile ya da yakınlarıyla önceden tanışıklığınız var ise bunu hissettirecek ve bu çerçevede oluşacak bir konuşma yapmanız insanlar için daha etkileyici olabilir. Hem de direkt insanların hayatlarına dokunmuş olursunuz.

Bu vesile ile birçok kez mezarlıklarda şahit olduğumuz bazı yanlışları da yeri gelmişken ifade etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Cenaze defnedilirken ölüm gerçeği ve kabir hayatı düşünülmelidir. Tefekkür edilmelidir. Cenaze defnedilirken muhabbet edilmez, sigara içilmez. Cenaze defnedildikten sonra mezarlık içerisinde ya da mezarlığın kenarlarında, civarında yemek yenmez.

Helallik aldık

Tezkiyenin sonunda helallik aldık ve mezarlığa doğru geçtik. Ahmet Amcamın da istediği gibi ona karşı son vazifemizi yapmış olduk. Cenaze namazını kıldırıp onu kabre yerleştirdik. Ahmet Amcamın telkinini verdikten sonra herkes dağıldı. Yakın zamanda başlamış olduğum bir hatim vardı. 29. cüze Hâkka Suresi’ne kadar okumuştum. Lakin bu hatmi kime hediye edeceğime karar vermemiştim. İşte şimdi hatmi bitirmenin vaktiydi. Geri kalan bir buçuk cüzü de kabrinin başında okuyarak kendisine hediye ettim. Rabbim kabul eylesin. Kur’an-ı Kerim’i kendisine kabirde yoldaş, sıratta arkadaş, mahşerde şefaatçi eylesin.

Ahmet Amcamla vedalaştıktan sonra köy kahvesine geçtim. Üç yıldır görüşemediğim köylülerle hasbihal ettim. Oradan Hasan Amcanın kahvesine indim oradakilerle de teker teker selamlaştık. Daha sonra cenaze evinde Kur’anı Kerim okuduk, dualar yaptık. Sabır diledik ve böylece acılarını paylaştık.

Cenaze namazından sonra defin işlemlerini yapıp Ahmet Amcamın evinde Kur’an-ı Kerim okuduk. Fikriye Teyze, akrabaları ve bütün köylüler çok memnun kalmıştı. Bir yanda Ahmet Amcanın gidişinin üzüntüsünü yaşarken diğer yandan onun isteğinin yerine gelmesinin mutluluğunu yaşıyorlardı. Cenaze evindeki o hüznü dostlarla paylaşmak, sanki bir nebze olsun hafifletmişti acılarını. Tabii ki bu duruma şahit olunca bizim de acımız hafifledi elhamdülillah.

Fikriye Teyze yaşlı gözlerle bizi uğurlarken; “Ben İstanbul’a sizin yanınıza geleceğim oğlum” dedi. “Teyze biz senin evladın sayılırız. Her ne zaman istersen seni İstanbul’da bekliyor olacağız. Seni ağırlamaktan şeref duyarız” diyerek ayrıldık. Bizi hususen evlerine davet eden birkaç yakın komşumuzu da ziyaret ederek İstanbul’a doğru yola çıktık.

Mustafa Çınar/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Değerli alimlerimizden bize kalan…

Değerli âlimlerimiz, günden güne dünyamızdan ayrılmaktalar. Efendimiz bir âlimin ölümünü bir kabilenin ölümünden daha fena …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.