Son mücellitlerden Prof. Dr. Ahmet Saim Arıtan

Ahmet Saim Arıtan 30 Haziran 1951 tarihinde Konya’nın merkez Karakurt Mahallesi‘nde doğdu. Babası Hüseyin Ekrem Bey, annesi Şükriye Hanım, dedesi Yılanlı Medrese müderrislerinden Ahmet Arıtan’dır. İlköğretimini Konya Necatibey İlkokulu’nda, ortaöğrenimini Konya İmam Hatip Okulu’nda, yükseköğrenimini de Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde yaptı. Selçuk Üniversitesi Yüksek İslâm Enstitüsü’nden 1974 yılında başarıyla mezun olmuştur.

Seydişehir Mahmut Esat Ortaokulu, Çumra İmam Hatip Lisesi, Konya Kız Ortaokulunda öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. 1985 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Sanatları ve Mimarisi Uzmanı kadrosuyla akademisyenliğe geçti. 1987 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Ana Bilim Dalında “Konya Müzelerinde Bulunan Selçuklu Cildlerinin Özellikleri” adlı teziyle yüksek lisansını, 1992 yılında ise yine aynı anabilim dalında “Konya Dışındaki Müze ve Kütüphanelerde Bulunan Selçuklu ve Selçuklu Üslûbunu Taşıyan Cild Kapakları” isimli teziyle doktorasını tamamladı.

Başarılı oldu

1995 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslâm Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı’nda Yardımcı Doçent unvanını kazandı. 2002 yılında doçent, 2008 yılında profesör oldu. Selçuk Üniversitesi’nin kültür ve sanat hayatına katkılarından dolayı dönemin rektörleri tarafından “teşekkür belgeleri” ile ödüllendirildi.

1996 yılından vefatına kadar Türk-İslâm Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, 2000-2008 yılları arasında İslâm Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkan Yardımcılığı ve 2011-2014 yılları arasında da Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dekanlık görevlerini yürütmüştür. Dekanlığında, İlahiyat Fakültesi’nin yenilenme çalışmalarında ziyadesiyle emeği geçti. Dekanlığı döneminde yapılması düşünülen yeni fakülte binası için yoğun çalışmalar yürüttü ve proje safhasına kadar getirdi.

Çok sayıda akademik çalışmalara imza attı. Akademik çalışmalarının yanında İlahiyat Fakültesi bünyesinde kurduğu atölye ile cild ve ebru sanatının tanınması, gelişmesi yönünde kurslar düzenledi, pratik alanda pek çok çalışmalar yaptı. Kültür, sanat, fikir ve yayın alanlarında cemiyet hayatının faal bir üyesi olarak çalıştı. 1961–1979 yılları arasında Türkiye’de İslâm’a dair sıkıntıları ve edinilen dertleri paylaşma arzusuyla yayın yapan “İslam’ın İlk Emri Oku” dergisinde yayın kurulu üyesi ve genel yayın yönetmenliği yaptı.

Bazı hizmetleri

1997 yılında merhum Prof. Dr. Fevzi Günüç, Ahmed Selahaddin Hidayetoğlu ve M. Sadreddin Özçimi ile birlikte Destegül Güzel Sanatlar Merkezi‘nin kuruluşunda yer aldı. Aynı isimler Hattat Hüseyin Kutlu Hoca’nın da destekleri ile Alvarlı Efe Hazretleri İlim ve Sosyal Hizmetler Vakfı’nın sanat kuruluşunu da gerçekleştirdiler.

Ahmet Saim Arıtan ve yukarıda isimleri geçen Fevzi Günüç, Ahmed Selahaddin Hidayetoğlu, Sadreddin Özçimi hocalarım ile çok yakın çalışmalar yapmamız hasebiyle ileri derecede samimiyetimiz vardı. Bilhassa Destegül Güzel Sanatlar Merkezi’nin kuruluşundan itibaren Büyükşehir Belediyesi olarak kendilerine sürekli destek ve katkı vermiştik. Kültür ve Sosyal işler de bana bağlı olduğu için bu değerli hocalarımla kopmayan, daimi beraberliğimiz oluştu.

Gerek Mevlâna civarındaki Destegül Güzel Sanatlar Merkezi’nde yapılan dersler için gerekse Hz. Mevlâna’nın Vuslat Yıldönümlerinde 8 yıl devam eden ve her yıl aralıksız düzenlediğimiz Klâsik Güzel Sanatlar Sergileri için yaptığımız ortak çalışmalar bu hocalarımla dostluğumuzun kurulmasına vesile olmuştu.

İstişare ederdik

İkisi de ebedi âleme yolcu olan Ahmet Saim Hocam ve Fevzi Günüç Hocam her hafta mutlaka Belediyedeki odama gelirlerdi. Zaman zaman neyzen ve ebruzen Sadrettin Özçimi Ağabeyim de ziyaretlerde yerini alırdı. Bu ziyaretleri esnasında hem çok güzel, verimli, faydalı sohbetler ederdik hem de Destegül Güzel Sanatlar Mektebi dediğimiz sanat merkezinin çalışmaları ile ilgili istişarelerde bulunur, bu sanat faaliyetlerini daha da nasıl geliştirebileceğimizi konuşurduk.

Bu hocalarımızın samimiyetlerini, güler yüzlerini, nezaketlerini, insana değer veren yapılarını, İslâm’ın güzel sanatlar alanında tüm dünyaya isminin duyurulması yolunda yaptıkları gayretli çalışmalarını çok yakından görmüş ve bu alandaki düşüncelerini kendilerine dert edinecek derecedeki faaliyetlerini müşahede etmiştim.

Önce Fevzi hocamı daha sonra da Ahmet Saim hocamı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşamıştım. Fevzi hocama ve Ahmet Saim hocama Allah’tan rahmet dilerken yazıda ismi geçen Ahmed Selahaddin Hidayetoğlu Hocama da Rabbimden acil ve kâmil şifalar diliyorum.  

Sanat severdi

Şimdi de Ahmet Saim Arıtan’ı yakından tanıyan ve kendisi ile beraber çalışma imkânı bulan bazı isimlerin görüşlerine yer verelim.

Prof. Dr. Ahmet Çaycı: “Ahmet Saim Bey’i 1980’li yıllarda tanıma fırsatı bulmuştum. Özellikle mûsikiye olan düşkünlüğü sebebiyle dost meclislerinde karşılaşırdık. Daha sonra bu fakirin Sanat Tarihi eğitimine başlamasıyla birlikte Ahmet Saim Bey’in kütüphanesinden daha fazla yararlanma fırsatı bulmuştum. Fakülteyi tamamlayıp yüksek lisansa başladığım günlerde onun tavsiyeleri ve yönlendirmeleri ile kendimi Sanat Tarihi disiplininin farklı alanına doğru sürüklendiğimi fark etmiştim.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Türk İslâm Sanatları derslerinin dar ve kısıtlı imkânlarına karşılık Ahmet Saim Arıtan ve Fevzi Günüç’ün gayretleriyle bu dersleri canlı tutmaya ve şenlendirmeye hep birlikte gayret etmiştik. Sadece seçmeli ders durumundaki derslerimiz bir anda birçok öğrencinin teveccühüne mazhar olmuş ve ders dışı kurslarla iştiyaklı gençlere Türk İslâm Sanatlarını sevdirme ve yetiştirme çabası içine dalmıştık.

İşte bu ortamda Ahmet Saim Arıtan Bey Cild ve Ebru Sanatıyla ilgili dersleri üstlenirken; Fevzi Günüç Bey de Hat Sanatı derslerini vermişti. Böyle bir potansiyelin harekete geçmesiyle bir taraftan İlahiyat Fakültesi’nde kendiliğinden sanat atmosferi teşekkül etmiş öbür taraftan da Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin doğuşuna zemin hazırlamıştı. Nitekim bu ikili mezkûr fakültenin kuruluş yönetmeliğini birlikte hazırlamıştı.

Bu çalışmalarının yanında Ahmet Saim Arıtan kitaplar yazmış; bilimsel dergilere makale hazırlamış; ulusal ve uluslararası toplantılarda alanıyla ilgili tebliğler sunmuştur. Ayrıca onlarca sanat eserinin oluşması için çaba harcamış; ulusal ve uluslararası düzeyde sergilere katılmış ve sergiler tertip etmiştir. Ahmet Saim Bey’in bu çalışmaları Anadolu Selçuklu Sanatını oluşturan en önemli cüzlerden biri idi. Hocanın bu idealinin gerçekleşmesine ömrü vefa etmediğinden bu idealini talebelerinin yerine getireceğini umut ediyorum. Mekânı cennet olsun.”

Doçent Dr. Ali Fuat Baysal: “İlahiyat Fakültesine başladığımız 1991 yılında tanıştığım Prof. Dr. Ahmet Saim Arıtan hocamın Türk İslâm Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı’nda ilk yüksek lisans ve doktora öğrencisi, ayrıca ilk ve tek doktora öğrencisi olarak elinden cüppe giyme bahtiyarlığı da bize nasip oldu. Dostluğumuz hoca-talebe ilişkisinden ziyade bir arkadaş/ meslektaş yakınlığı ile devam etti. Kendisine herhangi bir konuda müracaat eden herkese elinden geldiğince yardım etmeye çalışması, meseleleri en ince ayrıntısına kadar irdelemesi, akraba ve geniş aile mefhumuna azami özen göstermesi en bariz özellikleri olarak hafızamızda kalan Ahmet Saim hocamız, yapmış olduğu görevleri esnasında Türkiye (Anadolu) Selçukluları Cilt Sanatı ile ilgili araştırmalarını titiz bir bilim adamı ciddiyetiyle sürdürdü.

Alanında tek olma özelliğine sahip olmakla birlikte, gerek ulusal, gerekse uluslar arası sempozyum ve kongrelerde Türkiye Selçukluları cildinin varlığını duyurmaya çalıştı. Bu dönem cildini bilim literatürüne sokmayı başardı. Yurtiçi ve yurtdışında birçok kişisel ve karma sergiye katıldı. Kitapları yanında Türk cilt sanatı ve Türk ebru sanatı ile ilgili araştırmalarını Türkiye’nin önde gelen ansiklopedilerinde yayımladı. Gelenekli sanatlarımız konusunda titiz çalışmalar yaptı ve bu alanlarda pek çok öğrencinin yetişmesine önderlik etti.”

Adaletli ve nazikti

Araştırma Görevlisi Dr. Fatma Şeyma Boydak: “Muhterem Ahmet Saim Arıtan Hocam ile tanışmamız, 2008 yılına dayanmaktadır. İlahiyat Fakültesi’nin ilk yılında kendilerinden meşk ettiğim Türk Ebrû Sanatı dersiyle başlayan hoca-talebe münasebetimiz lisansüstü çalışmalar ve asistanlık vesilesi ile sürmüş, vefatına dek de muhabbet ile devam etmiştir. Şahsım adına çok mühim ve verimli yıllar olan bu süreçte Muhterem hocamın birçok kıymetli vasfına şahitlik ettim. Adaletli ve özverili oluşu zannediyorum ki en ön plâna çıkan vasıflarından idi.

Muhatap olduğu her kıdemden öğrencisine karşı oldukça ilgili, verici, düşünceli ve nazik idi. Her daim öğrenicilerinin menfaatini koruyan ve gözetleyen bununla beraber onları ilmiyle donatıp şefkatiyle kuşatan bir hocaydı. Lisans ve lisansüstü düzeyde birçok öğrenci yetiştirmişti. Yorulmak nedir bilmeyen, enerjisi hiçbir zaman tükenmeyen dinamik bir akademisyendi. Sanatını üzerinde taşıyan sanatkâr bir akademisyendi. Türk Cild Sanatının yegâne profesörü olan Muhterem Hocam, aynı zamanda araştırmacısı olduğu Türk Cild ve Ebrû Sanatlarını uygulayan bir sanatkâr idi.

Hocamın Cild Sanatı serüveni, dedesi Konya Yılanlı Medrese Müderrislerinden Merhum Ahmet Arıtan Beyefendi’den aldığı cild dersleri ile başlamıştır. Küçük yaşlarından itibaren eskiyen kitapların tamirini dedesi ile birlikte yaparak ve ondan sanatın inceliklerini öğrenerek başlayan sanat hayatı, alanın ustaları Mücellid Mehmet Ali Kunduracıoğlu ve Mücellid İslam Seçen hocalarla yaptığı teşrîk-i mesâi ile devam etmiştir. Uzun yıllar, mezkûr hocaların İstanbul’daki atölyelerinde meşk usulüyle cild sanatını öğrenmiş, çeşitli zamanlarda Konya-İstanbul arasında âdeta mekik dokuyarak sanatı bire bir cild üstadlarıyla birlikte tatbik etmiştir.

Hâlen Türkiye’deki “Cilt Tasarımı” alanının ilk ve tek Doçenti olma vasfına sahip Muhterem Hocam, Batılı sanat tarihçileri tarafından adeta yok sayılan “Selçuklu Cild Sanatı” üzerine yaptığı çalışmalarla Selçuklu Cildi teriminin sanat tarihi terminolojisinde ve literatüründe yer edinmesini sağlamıştır.

Muhterem Hocam Ahmet Saim Arıtan, aynı zamanda bir Ebrû Sanatkârı idi. 90’lı yıllarda Alparslan Babaoğlu ile başlayan Ebrû serüveni, İlahiyat Fakültemiz Ebrû Atölyesi’nde 2002 yılından 2010 yılına kadar zorunlu, sonrasında da seçmeli dersler ve kurslar şeklinde sanata talip öğrencilerine uzun yıllar öğreterek devam etmiştir. Alparslan Hoca ile bir dönem teşrîk-i mesâide bulunan Merhum Hocam, zaman zaman da Neyzen ve Ebrû Sanatkârı M. Sadreddin Özçimi ile ebrû meşk etmiştir.

Muhterem Hocam ayrıca, 90’lı yılların sonunda Fevzi Günüç ve M.Sadreddin Özçimi ile beraber Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’nün talebi üzerine Güzel Sanatlar Fakültesi kuruluş çalışmalarını yürütmüş ve fakültenin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde, Merhum Prof. Dr. Fevzi Günüç ile beraber yoğun gayretlerle Türkiye’de ikincisi olan Cildcilik Ana Sanat dalının kurulmasına da vesile olmuştur. 2004 yılından itibaren de S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanatkâr akademisyen kimliği ile yarı zamanlı öğretim üyeliği yapmıştır. Muhterem Hocama Cenâb-ı Hâk’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilerim.”

Şikayet bilmezdi

Ahmet Saim Arıtan yakalandığı şeker hastalığından şikâyet etmeksizin yıllarca sabrederken, ani bir kalp rahatsızlığı neticesinde 08 Temmuz 2016 tarihinde 65 yaşında dârı bekâya irtihal etti.

Üniversitesine, Konya’ya ve tüm Türkiye’ye Türk Cild Sanatı, Ebru sanatı ve diğer gelenekli sanatlara dair bilgi ve birikimiyle ışık saçan, ışığıyla etrafını ve ilim dünyasını aydınlatan Prof. Dr. Ahmet Saim Arıtan, yetiştirdiği çok sayıda öğrencilerine bu ilmî birikimi devam ettirmelerini vasiyet ederek ebedi âleme göçtü.

Cenazesi, toplumun hemen her tabakasından yoğun bir katılımla 09 Temmuz Cumartesi günü Hacı Fettah Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Hacı Fettah Mezarlığı’na defnedildi. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Salih Sedat Ersöz/ İrfanDunyamiz.com

KONYA ÇEVRESİ İRFAN DÜNYAMIZ

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Hac bir arınmadır…

Yine dönüp dolaşıp geldi hamdolsun! Bir ömür gibi… Gidince geliyor tekrar ömrü olanlara… Bir Hacc …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.