Aklın ve kalbin selameti irfandadır…

Yahudi ve Hıristiyanlar dâll ve meğdûb olduklarından, onlara irfana ulaşmak nasip olmamış; belki dünyalarını bir derece aydınlatacak, dünyevi ilerlemelerine katkı sağlayacak fakat ahiretteki hüsranlarını gidermeyecek ennetektüellik denilen bir çeşit ziya verilmiştir.

Her ne kadar entelektüellik de bir aydınlanma olsa da İslam ile müşerref olan ariflerin irfan güneşinin yanında pek sönük bir mum ışığıdır.

İşte ilerlemiş, kalkınmış diyerek övüp durduğunuz; özgürlük adı altında her rezaleti meşru kabul eden batı uygarlığının hali ortadadır.

Allah Teala akılları da çeşit çeşit yaratmıştır. Dünyayı ve ahireti mamur eden akıl, irfan aklıdır. Sadece dünyayı mamur eden akıl ise batının rasyonel aklıdır.

İkisinin farkını anlamak için basit bir örnek kifayet eder. Sözü Bediüzzaman’a verelim.

“Her bir otun, her bir çiçeğin, her bir ağacın bütün vazife-i hayatiyesini, bütün tohumlarında yazan, hardal gibi gayet küçük kuvve-i hafızasında kaydettiren bir Alim-i Rahim, hic mümkün müdür ki insanın seyyiat ve hasenatlarını kader levhalarında yazmasın.” (Asa-yı Musa. s.69’dan özetle)

İşte irfanî akıl, bu hikmetli sözleri okuyunca; “Sübhanallah Sen ne yücesin Rabbim” der. Kainattaki kudret ve rahmet akışlarını fehmeder. Ve hayret makamında kalbine ve aklına dedirtir:

“Hiç mümkün müdür ki vahşi hayvanların annelerine şefkati yazıp, kartalı yavrusuna hizmet ettirsin, sırtlanı yavrularına bakıcılık yaptırsın, süt gibi en kıymetli besinle insanların muhtaç bebeklerini ve sair hayvanların yavrularını beslesin ve kainatta rahmetini sergilesin de insanların yapmış oldukları sevap ve hasenatları, vakti gelince mükafatını vermek üzere, vazifeli katiplerine kaydettirmesin.”

Rasyonel akıl sahibi ise bu hikmetli delilleri duyduğunda, “Varlıkların çekirdeklerinde programlarının yazılı olmasının sağ ve soldaki Kiramen Katibin melekleri ile ne alakası var” der. Çünkü rasyonel akıl, bir sezgi fukarasıdır, incelikleri, kudret ve rahmet akışlarını sezemez.

Rasyonel akıl, köşeli ve mekanik olduğundan zıtlaşmaya ve çatışmaya müsaittir. İrfanî akıl ise ikna etmeye ve uzlaşmaya yatkındır.

Ne acıdır ki irfanın bağrında doğan Müslüman evlatları, irfanı bırakıp da entelektüelliğe heves ederler. Bilmezler ki entelektüellik, irfana giden yolda, bir yol kesicidir. Tabir-i caizse çok kıyaslar yapmaya hevesli aklın şehvetidir. İrfan ise kalbin ve aklın sahil-i selametidir.

Akıl, “Ben bilirim, ben çözerim” dedikçe entelektüelliğe meyleder, elbette sonsuz kıyaslar deryasına dalmakla da kendine bir zevk bulmuş olur. Nasıl ki konuşmanın bir şehveti olursa, düşüncenin de şehveti olur. İnsan düşünmenin şehvetini susturur, aklının boynunu büker ve tevazu gösterirse, bu sefer ona irfan kapıları açılır.

Fakat aklın ve düşüncenin şehveti dahi boşa yaratılmış değildir. Havastan olan arifin yanında entelektüel, avamın üst tabakası sayılır. Kainatın işleyişi içinde avama da avamın üst tabakasına da havasa da ihtiyaç vardır.

Unutmayın ki Allah cezaevindeki çiçekleri bir katile sulattığı gibi rasyonel akıl sahiplerine de dünyayı mamur ettirir ve teknoloji ürettirir. Teknoloji de aynı bıçak gibi yerine göre rahmet yerine göre felakettir.

Şunu da unutmamak gerekir ki akıl çeşitlerini de yaratan Allah’tır. Dünyanın gayesi ahirete hazırlıktır, bu en yüce vazifedir, fakat dünyayı mamur edecek akla da ihtiyaç vardır. Onun için rasyonel aklın da dünyanın işleyişinde bir rolü vardır. Onu da sığ bir şekilde kötülemek doğru değildir.

Hele ki rasyonel akıl ile irfan aklı birleşirse işte o zaman güzellikler ortaya çıkar. Koca bir köprü dikilir fakat balıklar rahatsız edilmez.

Aydın Başar/ İrfanDunyamiz.com

Şahsiyet Gelişimi↗

Müslümanca hassasiyetlerle yazılmış kişisel gelişim yazıları okumak için tıklayın.

Adab-ı Muaşeret↗

Sosyal hayattaki edep ve görgü kurallarına dair yazıları okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Batının psikolojisi bize uyar mı?

Batı psikolojisindeki yaklaşımların çoğu, bizim inanç, ahlâk ve değer dünyamızla, örf ve âdetlerimizle bütünüyle örtüşmez. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.