
Bugün 13 Temmuz 2026. Molla Cemil Hocamız ile beraberiz. Efendim, sizlere bazı kelimeler soracağız ve bu kelimelerin çağrıştırdıklarını da sizden dinleyeceğiz. Allah bizim için ne anlam ifade eder?
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirahim. Elhamdulillahi Rabil âlemin. Vesselatu vesselamu ala resûlina Muhammed.
Tabii bizim aciz fehmimizle, yani şimdiye kadar edindiğimiz Allah inancından şunu söyleriz; şu bütün mahlukatın yaratanı, rızıklandırıcısı, koruyucusu, sahibi olan zattır. Onun da ismi Allah’tır. En yüce olan Rabbimizdir.
Rabbimizin en mübarek ismi Allah’tır. Onun için, Allah deyince bütün canlı ve cansız mahlukatı yoktan var eden kerim olan, yarattığı mahlukları besleyen, hepsine ikram eden, onları rızıklandıran, onları yaşatan demek.
Kerim Allah… Hem sahip hem onları besleyen, yaşatan, rızıklandıran, merhamet eden, bağışlayan Rabbimiz: Allah…

Kur’an-ı Kerim… Vahiy…
Kur’an, kelime itibariyle birkaç manaya gelse de bir anlamı, çok okunan demektir. Rabbimiz Allah Cibril’e, Cibril Hazreti Muhammed’ sallallahu aleyhi ve sellem’e, Hazreti Muhammed de ümmetine Kur’an-ı Kerim’i okumuş, okutmuş. Kur’an Kerim zaten vahiydir.
Allah Teala’nın mesajları, Allah Teala’nın insanlara yön vermek için, A’dan Z’ye bütün ihtiyaçlarını, hayatlarını, yaşamlarını, hem ön hayat olan, ön ve geçici olan dünyada hem de esas yurdumuz olan ahiret hayatını, ebedi hayatı, cennet hayatını konu edinen ve bu konuda bize emir ve yasaklar, uyarı ve tavsiyelerde bulunan…
Bir de hayat sistemimizi düzene koyan, “Şunları yapın, şunları yapmayın, şunlar sakıncalı, şunlardan uzak durun” diye mükemmel esas ve ilkeler, hayat sistemidir vahiy.
Emir ve yasaklar hayatı zorlaştırmak için mi var?
Hayır, hayatı mübarekleştirmek için. Çünkü biz bilmeden, doğru yanlış pekçok şeyi yapabiliriz. O zaman başımıza çok sıkıntılar, çok belalar gelebilir. Allah Teala her şeyi bildiği için “Şunları yapmayın, bunlarda tehlike var, bunlar da zehirli. Aha şunları yapın, bunları yaparsanız başınıza da bir sıkıntı gelmez” demektedir.
Akıl yetmez mi bunu görmeye?
Zaten tüm bunlar da akıl sayesinde oluyor. Akıl, vahiy birleşirse, beraber olursa netice olur, yoksa olmaz. Tek akıl yetmez. Akıl olmayınca vahiy de olmaz, sorumluluk da…
Şaşırır mı rotayı?
Aynen, aynen. Yani vahiy, dünya ve ahiret hayatının, huzurlu yaşamın, nizam sisteminin canlı mesajlarıdır. Onlara uyan hem dünyada hem de ahirette mutlu olur.

Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem?
Hazreti Muhammed Efendimiz. Allah Teala’nın bu son ümmete, son millete, dünyanın son bölümüne gönderdiği elçi. İnançlarımıza göre dünyanın evveliyatında Allah Peygamber göndermiş. İlk peygamber Hazreti Adem’dir. Vahyinden aldığımız, edindiğimiz bilgilere göre dünyanın sonuna doğru da Allah son peygamberi gönderdi.
O en son peygamber, önceki yüz yirmi dört bin peygamberin özelliklerinin hepsini içinde toparlayan, ferdî, sosyal ve insana hayat kazandıran cihanşümul mesajlarla yüklü bir peygamber. Merhametli, şefkatli, ümmetini çok seven, ümmetine çok acıyan, ümmeti için ağlayan, ümmeti için bir şefkatli anne baba gibi ağlayan, sızlayan, gayret eden, mücadele eden, hidayetlerini dert edinen bir peygamberdir.
Onun ismi “Muhammed” olarak belirlenmiş ve kıyamete kadar ahirette de mahşerde de her yerde Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selem geçerli olacaktır. O Allah’ın en sevgilisi, bütün peygamberlerin üstündeki, önder bir peygamberdir Hazreti Muhammed. Ne mutlu bize ki öyle bir peygambere ümmet olmuşuz. Elhamdülillah.
Hazreti Muhammed’in bizim için örnekliği…
Peygamber Efendimiz’in mesajları sayılamayacak kadar çoktur. Ama bunlarda en önemlisi insani yönü sonra da nebevi yönüdür. Fakirlere, yoksullara, yetimlere, o günün mazlum insanlarına sahip çıkan ve o mazlum insanları korumak için, özel bir cemiyet kurup haksızlığa uğrayan mazlum insanların hakkını koruyan insan.
Peygamber Efendimiz ümmetine şefaat edeceğini ama bu şefaatini ahirete bırakacağını, bıraktığını ifede etmiştir. Her ümmetin peygamberi bu dünyada onlara dua etti ve kabul edildi. Hazreti Muhammed aleyhis selam, dünyada görevini yapıp insanları hakka hakikate davet ettikten sonra ahirette bize sahip çıkacaktır.
Sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ımızın bağışlayıcılığına sığınarak bizler için, affedilmemiz için dua edecektir, şefaatte bulunacaktır. O’nun bize olan şefkatini tarif etmekten diller acizdir. Peygamber Efendimiz evrensel bir insan, evrensel bir lider, her yönüyle bize örnek şahsiyet, son peygamberdir.
Sahabe?
Sahabe, Allah onlardan razı olsun. Bunlar mallarını, canlarını, gönüllerini, İslam’a, Allah’a feda eden; Resulullah’a teslim eden, örnek bir insanlar. İstisnalar olabilir. Çünkü beşerde istisnalar vardır. Hem mallarını hem canlarını hem hayatlarını İslam’a teslim etmişler. Peygamber Efendimizin emrine ve Allah’ın emrine vermişler. Ve çok büyük mükafat, ödül, başarılar elde etmişlerdir.
İslam’ı dünya üzerinde yaymış, pek çok merkezler oluşturmuşlardır. İslam’ı önce Mekke, Medine’ye sonra da civar ülkelere, Anadoluya derken dünya üzerine omuzlarında taşıyan fedakâr insanlar. Bunlar çok örnek, model insanlar. Gerçekten onların yaptıkları fedakarlıkların benzerini ancak, son dönemde de Osmanlılar yapmışlardır Elhamdüllilah.
Ama esas pehlivanlar, esas şampiyonlar, esas Allah’ın övdüğü, övgüsüne, madalyasına layık, cennet madalyasına layık olan öncüler sahabelerdir. Çünkü ilk fedakarlığı, hiç kimsenin yapmadığı mal can fedakarlığını onlar yaptı. Allah da onları müjdeledi. Allah da onları cennet ile müjdeledi Elhamdüllillah. Ne mutlu onlara. Ne mutlu onları sevenlere.
Mümin kimdir?
İlk şartı Allah’a iman eden. Birinci şart. Allah’a, peygamberine, gönderdiği vahye, bütün esaslara tereddütsüz ve eksiksiz olarak inanmayan, iman etmeyen mümin sayılmaz. İkincisi, inandığı davayı yaşayan, bunun için gayret eden. Üçüncüsü de kendisiyle, ailesiyle, komşularla, akrabalarla, insanlarla hoş geçinen, kimseye eziyet etmeyen, kimseye zulmetmeyen insandır.
“El-mü’minü men emane’n nasu min lisanihî ve yedihî.” Gerçek Müslüman, gerçek mümin, insanların onun elinden, dilinden emin olunan kimsedir. Demek ki mümin, gerçek, kâmil mümin, Allah’a iman eden, inandığını yaşayan, bir de hiç kimseye bir zararı dokunmayan bir insan demektir kısa ve öz olarak…
Müminler bugün bu kurallara uyuyor mu? Müminlerin, Müslümanların hastalıkları nelerdir bugün?
Maalesef. Maalesef bugün Müslümanların en büyük hastalığı, en büyük marazı, inandığımız gibi yaşamıyor oluşumuzdur. Sanki tam olarak inanmıyoruz. Tam inansaydık gerei üzere yaşardık. Yarım inandığımız için yarım yaşıyoruz. Onun için, çok eksiğimiz var. İnancımızda, yaşantımızda.
Ve Müslümanların paraya, maddeye, dünyaya, dünya gündemlerine çok zaafları var. Hem de çok. Dünya sevgisi, çıkar ilişkileri, menfaat, geçici zevkler, makam mevki hırsları, bunlara müptela oluş, imanımızı yavaşlatıyor…
Eğer ahiret inancı, cennet inancı, Allah inancı tam olsaydı bizde, hâkim olsaydı, melek gibi olurduk. Ne kimseye eziyet ederdik ne kimsenin kuruşunu yerdik ne kimseye elimizi kaldırırdık ne kimsenin hakkını yerdik ne de kimseye kötülük ederdik ne de zaaflara dalardık. Temennimiz gerçek imana sahip olalım. İnandığımız gibi yaşamayı, yaşadığımız gibi de ölmeyi Allah nasip etsin inşallah.
Namaz?
Kur’an-ı Kerim’de 99 yerde namazdan bahsedilmektedir. Eski ümmetlerden tüm peygamberlere verilen, tavsiye edilen çok yönlü bir ibadettir. İnsanı günlük olarak defalarca Allah’a ulaştıran, Allah’a kavuşturan, Allah’a bağlayan ve Allah’la beraber olmayı temin eden çok kutsal, bedeni, sade, kolay bir ibadettir.
Namaz olmazsa olmazımızdır. Namaz her dinde her peygambere verilen kutsal bir görevdir. Bu sadece bizim dinimizde değil, bütün dinlerde namaz vardır. İnsan ve mümin oluşumuzun en tabii bir gereğidir. Namazsız bir müslüman çok eksik, yoksun kalmış, acınası bir Müslümandır.

Bize ne sağlar namaz kılmak?
Aldığımız abdest maddi ve manevi kirlerden temizlenmedir. Yani namaz bizi manen arındırır. Banyo yapmak madden temizler. Mümin, namaza durduğu anda Peygamber Efendimiz’in çok büyük müjdelerine nail olur. Namaza duran kimsenin küçük günahları üzerinden indirilir namaz kılana kadar. Namazdan sonra melekler sorar “günahları tekrar yükleyelim mi?” diye. “Benim şanıma yakışmaz” cevabı gelir.
Böyle çok büyük müjdeler vardır. Namaz insanı arındıran, insanı meklekleştiren, insanın ruhen doyuran, kalbini tertemiz kılan, enerji veren bir ibadettir. Bunu yapan inşaallah çok mutlu olur. Yapmayanların da çok büyük bir kayıpları vardır. Allah’ın rızasına ermemize vesiledir. Cennete girmemize vesiledir.
Cami?
Evet camiler yeryüzünde Kâbe’nin şubeleridir. Elhamdülillah. Cami, toplayan insanları, mü’minleri toplayan mekandır. Allah dostları, Allah’ın yürekten seven kulları, secde edenler, Allah’a yalvaranlar, günün belli zamanlarında bir araya gelir toplanırlar. Orada topluca ibadet eder, topluca zikrederler. Ellerini kaldırır, Allahtan ister, istediği her şeyini ister. Ondan sonra elini yüzüne sürer. Herkes alacağına inanır.
Camiiler namaz ve ibadet için çok bir ilahi merkezdir. Her bir cami Nuh aleyhis selamın gemisi gibidir. Nasıl ki Nuh aleyhis selamın ümmeti gemiye binenler kurtuldular. Bu camilerde olanlar, Nuh aleyhis selam ümmeti gibi kurtulur. Yani camiiler bizim için kurtuluş alanlarıdır.
Ahiret bizim için ne anlam ifade eder?
Ahiret inancı Müslümanlar için olmazsa olmaz bir inançtır. Ahiret olmazsa insanlar boşlukta kalır. Müslümanların bir farklılığı, özelliği var, ahirete inandığı için bu dünyanın sıkıntısını, varını yoğunu, her şeyini icabında bir tarafa atıyor. Ahirette, ufukta bir ümit var. O noktaya kendini uyarlıyor ve mutlu oluyor bununla.
Ve diyor ki “Benim istikbalim parlak. Ben ileride Allah’a kavuşacağım, cennete kavuşacağım, ahirette ebedi, sonsuz bir hayata kavuşacağım”. Bu onu mutlu ediyor ve ömür boyu ona moral veriyor, güç veriyor. Elhamdülillah. Onun için ahiret hayatı Müslümanlar için çok önemlidir. Ahirete inanmayan insanlar çok büyük bir boşluktadır.
Yani aynen hiçbir kökü, dalı olmayan bir ağaç gibidir. Her an nerede düşüp nerede kaybolacağını kimse bilemez. Ama ahirete iman eden kimsenin yanındadır dünyanın bütün manevi güçleri. Çünkü Allah’a inanıyor. Bütün güçlerin adı, sahibi Allah’tır. Bu da ahiretin de yapıcısı, vaat eden Allah olduğu için onun o vaadi, o inancı onu tatmin ediyor, onu mutlu ediyor. Ne mutlu ahirete inananlara.
Dünya nedir efendim?
Dünya ahirete geçiş salonudur. Dünya geçici nimetlerin, köme olduğu ve Cenabı Allah’ın biz kullarına lütuf olarak bir tarlası olarak yaratmıştır. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurur: “Ed-dünya mezraül ahireh.” Dünya ahiretin ön tarlasıdır.” Burada ekilir, ahirette devşirilir, biçilir, kazanılır, harcanır. Dünya da öyle önemsiz değildir.
İnsan dünyalara, dünyaya tapınmazsa, dünyayı iyi kullanmasını bilirse dünya çok güzel bir nimettir. Çok güzel bir nimettir. Ve dünyası da adeta cennet olur. Dünya ahiretin bir ilk adımıdır, ilk alanıdır.
Dünya tarlasına hangi tohumları ekmeliyiz? Hangi tohumlar, hangi ağaçlar, fidanlar?
Dünya tarlasına takva ve ibadet ekmeliyiz. Namaz, güzel ahlak, insancıllık, merhamet, sevgi ekmeliyiz.
Yunus Emre’nin dediği gibi “Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü”. Mademki bunları Allah yaratmış, bu sevginin adresi Allah’a dayanıyor. Allah’ı seviyoruz. Çünkü bu nimetleri bize veren Allah’tır. Öyleyse dünya tarlasına hayır ve iyilik adına ne varsa ekmeliyiz.
Sabırla tohumların yeşermesi için de gayretimizi sürdürmeliyiz. Bunları ekmek lazım ki ahirette altın, gümüş, para, makam, mevkinin geçmediği o dünya da o güzel ameller bizi karşılasın.
Onlar gereksiz mi?
Onlar da gerek de. Biz kulluğumuzu yaparsak onlar gelir zaten. Onlar gelir. Yani dünyada yaşayan bir insan parasız, aç, susuz mu kalacak? Elbette ki o para kazanacak, ticaret yapacak, alışveriş edecek, her şeyini yapacak. Ama o dediğim maddeleri önce ekmiş olacak dünya tarlasına. Onları unutmayacak.

Cennet?
Ağaçlıklar çiçeklerle, bağla bahçe ile saraylarla, köşklerle, ırmaklarla donatılmış bir bahçedir, özel bir alandır. Müslümanların inandığı, bizim İslam itikadımızda cennet inancı haktır ve sadece mü’minler içindir. Bu dünya geçici bir alemdir. Bu dünya bir gün gelecek ki sıfırlanacak. Başka bir aleme geçeceğiz.
Ahiret hayatının da iki bölümü var. Bir ona itaat edenlerin gideceği cennet. Burası sınırsız nimetlerle donatılmış lüks, müreffeh bir hayat, cennet hayatı. Bir de ona asi olanlara ceza olarak hazırlanan bölümü, cehennem.
Biz elhamdülillah cennet. Müslümanların ümit kaynağımız ve olmazsa olmazımız mutlaka. İki kere ikinin dört eder gibi inanmamız. İnandığımız bir ebedi, bir sonsuz bir hayattır. Nimetlerle, sonsuz, sayısız, akla hayale gelmedik nimetlerle ve değişmeyen ve sonu olmayan bir ebedi nimetlerin bulunduğu bir ortamdır.
Irmaklar, ağaçlar, meyveler, envai çeşit meyveler, huriler, bilmem neler, köşkler, saraylar ne dersen var. İnsanın canı sıkılmaz mı? Bıkmaz mı insan? Yok orada arkadaşlar var. Uçup gideceğiz istediğimiz yere inşallah. Özel uçaklar, geziler, seyahatler, her şey var yani.
Cehennem?
Cehennem de bunun alternatifi. Ona inanmayan, ahirete inanmayan, insanlara zulmeden, Allah’a itaat etmeyenler için de Allah korusun, Allah korusun, cehennem. Allah düşmanlarımızı da hidayet etsin de oraya düşürmesin. Çok zor. Tarifi dahi tüyleri ürperten bir azap mekânı.
Azapları tarif edilmez. Katrandan, nelerden, nelerden. Ateşler, alevler. İnsanı yakıp bitirip bir daha oluşacak. Bir daha. Allah’a sığınırız. Cehennem asiler için bir ceza yeridir, bir hapishanedir. Allah bizleri oradan uzak eylesin inşallah.
Ölüm?
Ölüm, bir fren sistemidir, bir terhistir ebedi aleme… Şu yaşadığımız canlı hayatın sona ermesi demek. Cenabı Allah yaratmış olduğu mahlukata sineğinden tut da kurdundan, kuşundan, insanından, meleğine hepsine bir hayat süreci tanımış.
Bu süreci bitirdikten sonra illa bakıyorsun ki bu kişi bu dünyadan çekip gidiyor. Bir olayla onun üzerine bir şey düşüyor. Ya hasta oluyor ve ölüyor. Buna biz ölüm diyoruz. Ölüm demek yani dirilikten bu hayatın yok olması ve cesedin görevini bitirip işi ruha teslim etmesi demek.
Ondan sonra ruh gidiyor ruhlar alemine ve cesedimizi toprağa koyuyoruz. Saygı olarak, hürmet olarak. Ama ruhlar? Ölüm bizi ebedi aleme ve sevdiklerimizle, Allah’ımızın sevgisiyle ve Peygamberimize kavuşturan, dostlarımıza kavuşturan bir olaydır. Ölümsüz hiçbir insan, hiçbir canlı olmaz. Herkes ölümü tadacaktır yani.
Peygamberler de dahil hiç kimse ölümden muaf tutulmamıştır. Bu fani dünyaya bel bağlayanların, ahireti yok sayanların hakikatleri görmesine açılan kapıdır. Ölüm olmasaydı insanlar daha bambaşka dünyaya tapardı. Onun için ölüm insanları frenler. İnsanların ümitlerini, bazı projelerine dur der. Dur. Ölüm var arkadaş. Akıllı ol. Bak gideceksin. Sıra sana da geliyor.
Ölümden korkmalı mıyız?
Korkacağız. Hazırlıklı olacağız. Yani korkmak demek hazırlıklı olmak demektir. Eğer Allah’a karşı, ahirete karşı görevlerimizi yapmışsak, vazifelerimizi yapmışsak korkmaya lüzum yok. Eğer yapmamışsak endişelenmeyelim.
Bir hırsız, bir bölgede bir malı çalmış. O çalana “Ey! Durun, arama var.” Dediğimizde, şimdi o hırsızlığı yapan adam tir tir titrer. Niye? Aramada o yakalanacak. Ama malı çalmamış olan adamlar hiç korkmaz. Şimdi de Allah’a karşı hazırlıklı olan ölümden korkmaz, “Ölüm buyursun.” der.
Ama Allah’a karşı suçlu olan, hiçbir görev yapmamış olursa Allah korusun o tir tir titrer. Allah bizi ölmeden önce uyanmayı, gafletten kurtulmayı nasip eylesin.
Kabir?
Kabir herkesin bildiği bir yer. İnsanlar öldükten sonra belli bir süre orada kalırlar. Cesedimizde dokular var. Bu dokular kurtlanır, kokar, kötüleşir, fenalaşır. Cenabı Allah toprağa öyle bir özellik vermiş ki, insanın cesedini yiyor, usulca yiyor, bitiriyor. Dünya onun mikroplarını vesairelerini yansıtmıyor.
Eğer bu kabir olmasaydı dünya acayip bir şey olurdu. Laşe yeri olurdu. Yaşanmaz olurdu. Allah bu toprağa bu özelliği vermiştir. Ve herkes bu toprağın altına giriyor. Orada bir nevi korunur, ayıpları örtülür. Her şeyi ve onun şeyi olur ve belli bir müddet sonra çürür. Ondan sonra toprak olur gider ebedi aleme.
Yani kabir Müslümanlar için çok farklıdır. Müslümanlar için, inananlar için çok farklıdır ama inanmayanlar için çok müthiş korkunç bir yerdir. Müslümanlar için elhamdülillah biz şimdi inanıyoruz. Diyoruz ki biz kabre girince fazla bir sıkıntı çekmeyeceğiz. Melekler gelecek ve bizi onore edecekler, ziyaret edecekler.
İnşallah cennet bahçelerinden bir bahçe olacak. Kabir ahiretle dünya arasındaki uğrayacağımız, mutlaka uğramamız gereken bir duraktır. Buraya uğramadan kimse geçemez. Allah imanımızı yoldaş eyleye.
Tesettür?
Erkek ve kadın için tesettür vardır. Kadının tesettürü erkekten farklıdır. Kadınlarda el, yüz, ayak. Bu üç organı gösterilmesi caizdir. Bunun dışındaki her taraf bilekten ve topuk bileklerinden yüz dışında kimseye göstermesi caiz değildir. Erkeklerin de diz kapaktan yukarı ve göbekten aşağısının gösterilmesi haramdır.
Tesettürlü insan, kem gözlerden, hain gözlerden, yaramaz insanların dedikodu, iftira ve tacizlerinden kurtulur büyük ölçüde. Sataşılmamak için, korunmak için, onların ırz ve namuslarının bir nevi garanti çelik kutu içine alınmak için Allah örtüyü, tesettürü emretmiştir.
Örtünmeyen bir insan Allah korusun çok büyük bir vebal, çok büyük bir hata içindedir. Allah’a sığınırız. Tesettür Müslümanın kefenidir. Müslümanın olmazsa olmazıdır. Müslüman hiçbir zaman için tesettürünü, libasını, elbisesini atamaz. Allah’a sığınırız.
Bir araştırma yapılmış. Kadının başını örtmesi. Özellikle kadınlarda, erkeklerde de kadınlarda da başı açık olduğu zaman saçlar, kafa bazı olumsuz duyguları, enerjileri alıyormuş, çekiyormuş. Ama başı kapalı oldu mu onu engelliyormuş.
Son olarak ihlas?
İhlas ve samimiyetin önemi bir Müslümanın yaşamında çok hayatidir… Amellerimizde ihlas, samimiyet, insan davranışlarında samimiyet. Yapılan ibadet, niyette Allah rızası üzere olmak. Allah bunu emrediyor. Allah’ım bana emrettiği için ben de bunu Allah’ımın rızası için yapıyorum diye bu şekilde yola çıkılması işte bu ihlastır.
Bu yola çıktığında başkalarının aferini, alkışı, desinleri, şunu bunu ile hiç ilgilenmeyip sırf Allah emrettiği için, Allah’ın rızasını kazanmak için yapmaktır. İhlassız yapılan ibadetler gösteriştir. Riyakarlıktır. Riyakarlığın hiçbir sevabı sahibine olmaz. Allah korusun, günah bile kazanır. Onun için Müslüman her işini, ibadetlerini ihlasla yapar, Allah rızası için, Allah emrettiği için yapar.
“O’nun emirlerini, namazını O emrettiği için kılıyorum. Orucu Allah emrettiği için tutuyorum. Tesettürü Rabbim bana emretti. İnsanlar kınasa da kınamasa da aferin dese de demese de Rabbim bana emrettiği için tesettürü ben örtünüyorum” derse işte o 100 puan alır kazanır. Ama böyle bir niyeti olmazsa Allah korusun yani sevabı azalır. Onun için dikkatli olmalıyız. Yaptıklarımızı Allah rızası için, Allah emrettiği için yapmalıyız inşaallah. İnşaallah, inşaallah.
Mehmet Nezir Gül/ İrfanDunyamiz.com
GAZİANTEP ÇEVRESİ İRFANDUNYAMİZ
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!












