
Ankara’nın gönül insanlarından tasavvuf profesörü Edhem Cebecioğlu hocamız -Allah ondan razı olsun-, bir sohbetinde; “Veliler anne gibidir” demişti. O an bu sözdeki büyük manayı anlayamamıştım. Daha sonra kâinattaki annelik sırrı üzerine düşünürken, Rabbim bazı kıvılcımlar lütfetti.
Annenin özelliği nedir? Bunu biraz düşünelim. Annenin özelliği evlatlarını gözünden çıkarmamasıdır. Hiç bir evladını yüreğinden çıkarmaz. Yanlış da yapsalar, bağırıp çağırsalar da evlatlarına rahmet nazarı ile bakar.
Yüksek tecelli
Bundan dolayıdır ki rahmetin yeryüzündeki en yüksek tecelligahı annedir. Çocuğun doğumu ile kadın anne olur, rahmet onda tecelli etmeye başlar. Rahmetin bir aynası olduğu için kadın yavrusuna şefkat eder.
Çocuk büyüyüp onun için bir imtihan olmaya başlayınca asıl annelik de işte o zaman başlar. Bu sefer rahmet onda bir başka tecelli eder. Daha parlak bir ayna olur. O aynadan Allah’ın rahmetini seyredersiniz.
İşte bundan dolayıdır ki Allah Resulü sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah Teâla’nın rahmetini anlatırken konuyu anne örneği üzerinden izah etmiştir. Çünkü rahmet en güzel bu şekilde anlaşılır. Annenin evladına olan şefkati rahmetin ta kendisidir.
Annenin şefkati
Hazreti Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Bir keresinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, çocuğuna duyduğu özlemden dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadının da aralarında bulunduğu bir esir grubunu getirdiler.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çevresindekilere sordu: “Sizce bu kadın çocuğunu hiç ateşe atar mı?” Biz; “Aslâ, atmaz!” dedik. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi şöyle buyurdu: “İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” (Buhârî, Edeb 18; Müslim,Tevbe 22. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 1; İbni Mâce, Zühd 35)
Bir başka hadis-i şerifte anlatılan, çocuklarına hurmalarını paylaştıran kadının misali de bunun bir başka örneğidir. Hazreti Aişe validemiz anlatıyor:
“Sırtına iki çocuğunu almış yoksul bir kadın çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O da çocuklarına birer hurma verdi; öteki hurmayı yemek için ağzına götürmüştü ki, çocukları onu da istediler. Kadıncağız yemek istediği bu hurmayı çocuklarına bölüştürdü.
Kadının bu tutumuna hayran kaldım ve yaptığını Resûlullah’a anlattım. Şöyle buyurdu: “Bu şefkati sebebiyle Allah Teâlâ o kadına mutlaka cenneti vermiş (veya) bu sebeple onu cehennemden âzâd etmiştir.” (Müslim, Birr 148)
Gözden çıkarmazlar
Demek ki velileri diğer insanlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi de anne gibi merhametli olmalarıdır. Onun için veliler kolay kolay hiç kimseyi gözden çıkarmazlar. Çünkü velinin gözünden düşmek damdan düşmekten beterdir. (Ümmete, topluluğa, cemaate zarar veren bir durum olursa müstesna…)
Nasıl anne tavuk merhameti ile yumurtaları kanatlarının altına alıyorsa, veliler de manen ilgilendiği kişileri şefkat kanatlarının altına almaya çalışırlar. Bundan dolayıdır ki velilerin kanatları altına giren kimselere tasavvufta “manevi evlat” tabiri kullanılır.
Kolay kolay gözden çıkarmadıklarını ifade ettikten sonra evlatlarını ayırmama özelliklerine de dikkat çekmek yerinde olur. Urfa’da nur yüzlü bir teyzeye, dostumuz ve abimiz olan oğlunun çok hayırlı bir insan olduğunu söylediğimde, kendine has şivesiyle “Altısının hepsi de birdir” demişti. Ben biraz sözümde ısrarlı olunca, daha kararlı bir tonlamayla evlatlarının hepsinin aynı olduğunu söyledi.
İşte annenin şefkati böyle bir şeydir. Annenin çocuğunu bazen babasına karşı bile korur pozisyona girmesinin sebebi annenin yüksek merhametidir. Anne yavrularına her halükarda kayıtsız şartsız rahmet nazarı ile bakar.
Allah Teâlâ da öyledir, günahkârlara bile rahmet nazarı ile bakar. Peygamber Efendimiz salellahu aleyhi ve sellem de bir insanın sahip olabileceği en yüksek merhamete sahiptir.
Merhamet bahsini anlamak, marifet bahsini anlamak demektir. Rahmetin ne demek olduğunu anlayan Allah’ı tanır. Peygamber Efendimizin ahlakı Kur’an ahlakıdır. O da eşittir besmele ahlakıdır. Yani Rahman ve Rahim olanın ahlakıdır.
Bazı kıdemli ve yaşlı üniversite hocalarının, öğrencilerinin hatalarını, bazı falsolarını görememelerine, hatta onları savunur gibi olmalarına biraz şaşırırdım. Meğer merhamet böyle bir şeymiş. Evladına toz kondurmak istemeyen anneler gibi onlar da talebelerini böyle severlermiş. Urfalı teyzemizin evlatlarına baktığı gibi onlara bakarlarmış.
Peki, merhamet nedir?
Rahmetin ne olduğunu anlayabilmemiz için “merhamet” kavramının zihnimizde doğru kodlanması gerekir. Peki, merhamet nedir? Bir insan düşünün, sokakta aç bir kedi görüyor, gidiyor ona süt alıp veriyor. Kedi sütü içerken de; “Ah yavrum nasıl da acıkmış” diyor.
Az ileride kuşlara bir kâse buğday atıyor. Sonra evinde haberleri seyrederken, balinların karaya vurduğunu görünce üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Böyle bir insan için merhametli bir insan olduğunu söyleyebilir miyiz sizce?
Bu insanın hayvanlara acıyan bir insan olduğunu, hayvansever olduğunu vs söyleyebiliriz ama merhametli birisi olduğunu söylememiz için henüz erken. Çünkü asıl merhamet insanlara gösterilen merhamettir. Eli titreyen yaşlı bir nineye otobüste yer vermeyen bir insanın, kediye süt vermekle ya da sokak köpeklerine mama almakla merhametli olacağını düşünebilir miyiz?
Çoğu çocuk olan 70 bin Gazzeli’nin öldürülmesine yüreği yanmayan bir insan balinalara ağlasa bunun adı merhamet mi olur? Müslüman kanının bu kadar ucuz olduğunu görmeyen bir insan, her şeyden önce insan mıdır?
Onun için gelin her şeyi yerli yerine oturtalım. Asıl merhamet insana olan merhamettir. İnsanlar içinde de en özel olanı anne babalardır. O halde ekleyelim, asıl merhamet varlık sebebimiz olan anne babamıza merhametli olmaktır.
Annesini babasını huzursuz ve mutsuz eden orta yaşlı bir insan düşünün. Yeni tanıştığı birisinin hastalığını duyunca üzülüyor ve anne babasına göstermediği şefkati ona gösteriyor. Sizce bunun adı merhamet midir?
Hayır, asla bunun adı merhamet olamaz. Anne baba ile ilgili ayet ve hadisleri peş peşe okuduğumuzda anne baba sevgisinin en temel sevgilerden biri olduğu anlaşılır. Hazreti Yusuf’tan bahsederken ayette buyurulur ki; “Ana babasını tahtın üzerine oturttu…” (Yusuf, 100)
Hazreti Yusuf anne ve babasını tahtın üzerine oturtmuştu, peki ya biz gönül tahtımıza anne babamızı oturtabildik mi? Anne babayı sevmeden, etraflarında hizmetleri için dört dönmeden merhametli olmak veya iyi insan olmak mümkün değildir.
Hakikati aramak
“Hakikati aramak” ifadesini hepimiz duymuşuzdur. Hakikat demek gerçek demektir. Kavramların hakiki anlamlarını bulduğumuz zaman hakikati de bulmuş oluruz. Yani gerçeğin bilgisine ulaşmış oluruz. Din bağıyla bağlı olmayan merhamet, gerçek merhamet değildir.
Çünkü bize insanlara merhametin daha önce geldiğini din öğretir. Mesela Kur’an’da sadaka, zekât, infak gibi konular çok geçer. Fakir bir ailenin sofrasına bir ekmek almak, bütün mahallenin kedilerini beslemekten daha önceliklidir.
Bilmiyorum farkında mısınız, birçok insan telefonunda Gazze’deki yıkımı gösteren bir video ile karşılaştığında üzücü ve moral bozucu bulduğu için hızla değiştiriyor. Daha o gerçeklerle yüzleşmeye bile yanaşmıyor. Fakat kediye süt verdiği için kendisini merhametli zannediyor.
Günümüz insanı bütün kavramlarda olduğu gibi merhamet kavramını da hakiki anlamından koparma eğilimindedir. İşte böylece zehir kavanozuna bal yazan şeytan kavramların da içini boşaltıyor ve bizi böylece hakikatten de uzaklaştırmış oluyor.
Aydın Başar/ Somuncu Baba Dergisi
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!



