
21 Ekim 2026 Çarşamba günü 3. Gaziantep Forum’da konuşan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu çarpıcı açıklamalar yaptı. Kur’an’ın ileriye bakın dediğini, İslam dünyasının fetva ile daha ileri gidemeyeceğini, cumhurun görüşünün zaman zaman da avamın görüşü olduğunu iddia etti. Ayrıca Osmanlı’nın da çok severek devam ettirdiği Eşari itikadının hala aramızda yaşadığını, bizim hiçbir zaman özde Maturidi olamadığımızı savundu. İşte Bardakoğlu’nun tartışmaya yol açan diğer ifadeleri:
Ali Bardakoğlu, Yaşar Nuri Öztürk’ün hık demiş burnundan düşmüş hali mi? 21 Ekim 2026 Gaziantep konuşmasını dinleyince tam da böyle olduğunu, yeni hiçbir şey söylemediğini tamamen Yaşar Nuri’den kopya çektiğini düşündüm. Hatta konuşmanın dökümünü alıp okudum ve size yansıtırken de onun kelimelerini kullanarak yansıtmaya çalıştım.
Bardakoğlu bu konuşmasında diyor ki, Kur’an-ı Kerim’in lafzî din anlayışı merkeze alındı. Sünnet ve hadisler merkeze alındı. Bir de Sahabe otoritesi icma ile sağlandı. Sahabenin genel olarak yanılmazlığı tezinin işlenmesiyle ve aşereyi mübeşşere gibi kavramlarla sahabe otoritesi güçlendirildi. “Böylece Hicaz merkezli bir anlayış ve metne bağlı bir anlayış” ortaya çıktı diyor.
Şimdi Yaşar Nuri olsa ne derdi diye düşünelim? Devreye Ebu Hanife girdi ve aklı icat etti derdi muhtemelen. Bardakoğlu da tıpa tıp aynı edayla şunları söylüyor: “Irak’ta Ebu Hanife denilen bir büyük fakih. Ama Arap kültürüne ait değil. Hicaz kültürüne ait değil. Kendisi Irak veya bugünkü Afganistan bölgesinde Mevali diyoruz. Rey hareketini getirdi. Dedi ki biz de düşünmeliyiz.”
Görüldüğü gibi senaryo Yaşar Nuri’ninki ile tıpa tıp aynı. Ebu Hanife’den önce düşünme, anlama, akıl yokmuş da Ebu Hanife bunları getirmiş. Vay vay vay. Keşke burada kalsa iyiydi, desteksiz bir atışla Ebu Hanife’nin Kur’anla kitabı, hadisle sünneti ayırdığına dair şöyle bir iddia öne sürdü: “Böylece gördüğüm kadarıyla ilk defa Rey hareketinde artık Kur’an yerine kitap, hadis yerine sünnet tabiri daha önem kazanmaya başladı. (1:48:21)
Bu iddiasını konuşmanın ileri dakikalarında da şöyle dile getirdi: “Ebu Hanife’yi ehli hadisin eleştirmesinin bir sebebi de Ebu Hanife’nin hadisi değil sünneti merkeze almasıdır. Peygamberin bu sözlerinin mecmuundan ben şu sonucu şu ilkeyi çıkarırım demesidir. (2:03:03)
Neden Sünnet ve hadisi ayırmak istediğini merak ediyorsanız neo-makasıd düşüncesini bilmeniz gerekir. Hadislerin lafızları neo-makasıdçılar için büyük bir sorun teşkil eder, onun için onlar “sünnetin geneli” ifadesinin arkasına sığınırlar. Aynı şekilde ayetlerin lafzı da sorun olduğu için “Kitap ne diyor, onun genel prensibi nedir” sorusunu önplana çıkarırlar.
Hakikatte Ebu Hanife böyle bir ayrım yapmamıştır. Bardakoğlu’nun birazcık ilme saygısı varsa Ebu Hanife’de bu ayrımın olduğunu ispat etsin, ya da “Boş atışın ispatı olmaz” fehvasınca sussun.
Emevi İslam’ı iddiası
Hatırlayalım Yaşar Nuri bizim geleneksel İslam’a ne diyordu? Emevi İslam’ı diyordu. Bardakoğlu da aynı minvalde sözlerine devam etti. Dedi ki: “Bunu İslam’ın düşünce tarihini okuyanlar çok iyi bilir. Mutezilenin tezlerine karşı tezler üretildi. Böylece Emeviler döneminden sonra yani Hazreti Peygamber sünneti, sahabe icmaı, sahabe kavli, Kur’an’ın lafzi yorumunda ittifak etme ve bir de son olarak asr-ı saadet özlemi ve asr-ı saadet modeli öne çıktı.” (1:50:14)
Ardından Abbasiler döneminde asıl doktrinin oluştuğunu, dini düşüncenin şekillendiğini, mezheplerin ortaya çıktığını ve artık müşterekliği mezheplerin sağladığı bir döneme girildiğini, Bir bakıma mezheplerin doktrinleri, mezheplerin öğretilerinin müşterekliği sağladığını söyledi. Bu dönemdeki en kritik adımlardan birisinin Nizamiye Medreselerinin kurulması olduğunu söyleyen Bardakoğlu, bu medreselerin Eşari ve Şafii çizgisinde olduğunu söyledi.
Ebu Hanife çizgisi bozuldu iddiası
Hicaz merkezli din anlayışına alternatif sunan Ebu Hanife çizgisinin de zamanla ortadan kalktığını Bardokoğlu şu sözlerle savundu: “Gördüğüm kadarıyla Irak rey hareketi yaşanan olaylardan sonra kendini epey çeki düzen vermiş ve Ebu Hanife’nin bıraktığı şeyin epey daha farklı bir yönünde oluşmuştu. Mümkün olduğu kadar ehli hadise yaklaşmıştı.” (1:54:43) Yani demek istiyor ki ortada Ebu Hanife ekolü de kalmadı. Oysaki Ebu Hanife’nin talebelerini inceleyen alimler talebelerinin aynı çizgiyi sürdürdüğünü söylemektedirler.
Bu düşüncelerle neyin alt yapısını hazırladığını bilmiyorum fark edebildiniz mi? Önce Hicaz merkezli anlayış ve ardından Emevi İslam’ı, dini tanınmaz hale getirdi, ortada Ebu Hanife’nin ekolü de kalmadı? Bu tam da İslam’ı köklerinden koparmak ve laisizme entegre edebilmek için yapılmış güzel bir kurgu. Binlerce yıldır bu kopukluğu kimse anlamadı, bir iki tane laik hoca geldi ve meseleyi çözdü. Bu kurguyu Rafizilere satın bence, epeyce iş yapar.
Yaşar Nuri’nin zerk ettiği zehirlerden biri de İslam’ın değil Arap kültürünün yayıldığı iddiasıydı. Bardakoğlu da bazı âlimlerin çıktığını “Arap kültürü, Hicaz kültürü üzerinden dini anlamaya çalışıyoruz. Ama yeni şu toprakların insanlarının sorularına nasıl cevap vereceğiz” dediklerini söyledi. (1:56:29)
İleriye bakın diyormuş
Sözlerine şöyle devam etti: “Birkaç cümlede tamamen kişisel kanaatimi söyleyeyim. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda Kur’an-ı Kerim geriye bakın demiyor. İleriye bakın diyor. Geçmiş geçmişte kaldı diyor. Atalarınızın inandıkları vardır. Onlar bu işi yani atalarının yolu. Çünkü Mekkeli müşriklerin temel tezi şuydu. Biz atalarımızdan gördüklerimizi terk etmeyiz. Biz ileriye bakmayız, geriye bakarız. Onlar bize ne bırakmışsa biz onu aynen koruruz, devam ettiririz. Kur’an-ı Kerim ileriye bakın diyor. Yani hedefiniz ileride olsun ama gücünüzü yüce Rabden alın. Peygamberin rehberliğinden alın.” (2:04:25)
Bardakoğlu’nun Diyanet işleri başkanlığı yapmış olması kendi yorumu Kur’an’a mal ettirme yetkisinin olduğunu göstermez. Hangi ayetten “İleriye bakın” gibi sevimli bir sloganı çıkarttı bilemiyorum. Muhtemelen “Onla bir ümmetti gelip geçti” (Bakara, 134) ayetinden bahsediyor ki buradan böyle bir slogan çıkmaz.
Burada kalsa iyi bir de hadis uyduruyor: “Hatta veda hutbesinde Hazreti Peygamber ‘Benim sözlerimi iyi anlayın ve aktarın. Sizden sonra öyle nesiller gelecek ki sizden daha iyi anlayacaklar. Bu müjdeyi size veriyor.” (2:04:32) Muhtemelen Veda hutbesindeki burada bulunanlar bulunmayanlara anlatsın olabilir ki onlar daha iyi anlarlar muhtevalı hadisi kastediyor. Burada ileridekilerin daha iyi anlayacaklarına dair en ufak bir işaret yok.

Bizi X’ten takip etmek için TIKLAYIN
Laikliğe doğru açılan yelken
Bardakoğlu konuşmasın epey bir kısmını din ve devlet ayrımı konusuna ayırdı. Laikliği bir insanlık tecrübesi olarak sunmaya çalıştı: “İnsanlık tecrübesi oluştu ve bu konuda sosyal değişimin bizim sınırlarımızı ve ezberlerimizi zorladığını gördük. Ve bu ara batıda kilise ve devlet, kilise ve siyaset çatışması yaşandı ve batıda artık yavaş yavaş din ve devlet işlerinin ayrıştığını gördük.”
60 kadar İslam ülkesinde din ve devlet işlerinin ayrı olarak yürütülmekte olduğunu söyleyen Bardakoğlu; “Son dönemde İslam dünyasında din ve siyasetin içe geçtiğini ve bu birliktelikten dinin ciddi şekilde hırpalandığını da görüyoruz” dedi. Nedense laiklik ve demokrasi ile devlet işlerinin bir arada yürümesinden laikliğin veya demokrasinin zarar gördüğünü iddia eden yok.
Matüridi Eşari ayrımı fitnesi
Bilindiği üzere İslam modernistlerinin İslam’a sokmaya çalıştığı Matüridi ve Eşari ayrımı fitnesi hiç hız kesmeden devam ediyor. Bilhassa Mutezili düşünce sahipleri Matüridiliğin arkasına sığınarak Matüridi istismarı yapıyorlar. Maalesef Bardakoğlu da şu sözleri ile bu fitneye alet olmuş gözüküyor:
“Biraz küçük bir sitem edeceğim. Yanlış anlamayın. Yani ta Nizamiye’den de devraldığımız, Osmanlı’nın da çok severek devam ettirdiği Eşari itikadı hala aramızda yaşıyor. Bizim hiçbir zaman sözde olduk da özde Maturidi olamadık. Yani sözde Hanefi olduk ama özde Hanefi olamadık. Yani ben hızlı bir şekilde bizim Maturidi düşüncesini, itikadını demiyorum düşüncesini çünkü onlar itikadi mezhep değiller. Onlar düşünce ekolleridir. İtikadi mezhep olmazsa Müslüman akaidi bellidir. Maturidi düşünce ekolünü ciddiye almamız Ebu Hanife’nin rey düşüncesini, rey hareketini biraz yakından tanımamız gerekiyor. Yani yoksa ki biz bize devredilen mirasın Maturidi ve Maturidi ve Hanefi olduğu varsayımıyla fazla mutlu hissediyoruz kendimizi. O mutluluğunuzu biraz azaltmak isterim. (2:24:04)
Fıkhın temellerini bombaladı
Bütün bu iddiaların temelinde Müslümanların helali olan Fıkıh ilmini itibarsızlaştırmak vardır. Bardakoğlu konuşmasında adeta Fıkıh ilminin köküne kibrit suyu döktü. Bir fıkıhçı bunları nasıl söyler denilebilecek şu ifadeleri kullandı.
“Cumhur çoğunluğun görüşü demektir. Ama benim kanaatim, çoğu zaman şaz görüşler çok daha fazla dikkat çekicidir ve cumhur görüşünün içinde popüler kültür çok fazla etkin olabilir. Yani cumhur görüşü her zaman ulemanın çoğunluğu anlamına gelmez. Zaman zaman da avamın görüşü anlamında kullanılır.” (1:57:06)
Hızını alamayan Bardakoğlu Fıkhın temellerinden biri olan Fetva müessesini bombalıyor. Yani bütün bildiklerini unutun diyor. Şöyle diyor:
“Bir şey daha söyleyeyim. Fetva yerine hukuk düşüncesini geliştirmek zorundayız. İslam dünyası fetva ile daha ileri gidemez. Fetva bir kargaşaya yol açar. Çünkü İslam dünyası şu anda fetva AVM’si içerisinde yaşıyor. İstediği raftan istediği fetvayı alarak kendi keyfine göre bir yol haritası çiziyor. İslam dünyası fetvayı değil hukuk düşüncesini, dini düşünceyi, fıkıh düşüncesini ihya etmek zorundayız. Fıkıh şurada dursun skolastik olarak. Biz fetva ile işimizi çözelim; Müslümanın güven, güvenilir bir insan olmasının da önünde en büyük engel. Çünkü fetvalar başladı mı zikzaklar başlar. Fetvanın meşrulaştıramayacağı hiçbir kapı olmayabilir.”
Müslümanları Kur’an, Sünnet ve İcma ekseninden çıkarmak ve onların ifadesi ile ileriye bakan hale getirmek için fetva müessesi çok büyük bir engeldir. Çünkü kaya gibi sağlam Fıkıh usulü ilmine dayanır ve İslam’ın temel kaynaklarından beslenir. Bunu kökten sarsmak için vaktiyle Din İşleri Yüksek kurulunu kapatmak isteyenler de çıkmıştır.
Peki ne demek istiyor bu iddiaları ortaya atanlar? “Kur’an Sünnet rehberdir kem küm amma siz Kur’an lafızlarını bırakın, biz size Kur’an’ın genelinden çıkartılan hükmü söyleyelim. Siz hadis lafızlarını bırakın biz size Sünnetin ortaya koyduğu genel ilkeleri verelim.” Korkarım ki bu bir İngiliz projesidir. Kuzey Afrika’da üretilmiş ve ülkemizde pazarlanan neo-makasıd düşüncesidir. Ülkemizde de eski diyanet işleri başkanları tarafından savunulmaktadır. Sekülerizm ve laiklik nasıl benimsetilir konulu çalışmadır.
Son olarak fakir, Gaziantep’in bu tür modernst karşı koymalarla gündeme gelmesinden üzüldüm. Fıkhın temellerinin bombalandığı bu tür konuşmalar Gaziantep’te olmamalıydı. Zira Gaziantep imanın ve pâk-ı akide-i Ehli Sünnet’in kalesidir.
Aydın Başar/ İrfanDunyamiz.com
İstikamet Yazıları ↗
İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.
Kaynak Metinler ↗
İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!
