
Ülkemizde yapılan güzel şeyleri görünce seviniyorum, hoşuma gidiyor. Gemi yapıyoruz, yurt dışına gemi satıyoruz. Ne kadar hoş, ne kadar güzel. Savunma sanayimiz dillere destan, çok mükemmel. Emeği geçenlerden Rabbim razı olsun. Yollarımız hakikaten hayal edilmeyecek kadar güzel. Tünellerimiz, her şeyimiz çok mükemmel.
Fakat okulların yıl sonu törenlerine dikkat çekmek istemiyorum. Böylesi çirkin törenleri görünce yüreğim sızlıyor. Çocuklar okullardaki alışkanlık haline getirdikleri nahoş halleri sokaklarda da yapıyorlar. Çocuklarımız sokaklarda aklı hayale gelmeyecek, ağza alınmayacak çirkin sözler söylüyorlar.
Öğretmen arkadaşımız diyor ki artık sınıfın ortasında bağırarak küfretmek basit durumlardan oldu. Artık onları uyarmak bile mümkün olmuyormuş, çünkü uyarmaya kalksalar günün tamamını bu işe vermek durumunda kalabilirlermiş. Öğrenciler artık kimseden çekinmiyor, bunu bilmeyen kalmadı zaten.
Nasıl anne olacak?
Gelelim kız çocuklarımızın durumuna. Aman Yarabbi! Kızlarımıza bu çirkin kelimeleri kimler öğretiyorlar? Erkeklerin kullandığı küfürlerin aynılarını artık onlar da söylüyor. Bu çocuklar nasıl bu hale geldiler? Bunları okullarda okutan öğretmenlerin bunlardan hiç mi haberi yok diye soramıyoruz çünkü öğretmen en ufak bir şekilde bağıracak olsa başı yanıyor.
Anne babaların durumu zaten içler acısı. Akşam eve geç gelen çocuğa annesi babası bir şey diyemiyor. Sokaklara düşer, daha kötü olur diye korkuyor. Bir hocaefendi sohbetlerinde sık sık şu soruyu soruyor: “Çocuğa ne verdiniz ki ondan ne bekliyorsunuz?”
Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6) Koruyabildik mi, koruyabiliyor muyuz? Kendi durumumuz iyi değil ki kaldı ki çocuğumu koruyabileyim diyor insanımız.
Herkesin elinde atom bombası gibi bir telefon, içerisinde her türlü pislik dolmuş. Karışan eden yok, engel olan yok. Evlerimiz saray gibi ama harabeye dönmüş. Neden? Çünkü Kur’an okunmuyor içinde. Her türlü gıda bol. Arabalar lüks. Sokaklarda park edecek yer kalmamış.
Ama geleceğe doğru baktığımızda içimiz sızlıyor. Dönüşüm çok ağır oluyor ve faturası da bize çok ağır olacak. Yazarken üzülüyorum, yazmak istemiyorum ama yazmak zorundayım. Yolun sonu görünüyor. Göbeğini açanların sayısı neredeyse kapatanlardan daha çok. Bunlardan nasıl aile olacak?
Gidişat iyi değil
Utanma duygusunu kaybetmiş, ahlak fukarası olmuş bu gençlerden nasıl devlet memuru olacak? Bunlardan işçi, bunlardan yönetici nasıl olacak? 12-13 yaşında şehvetinin peşine düşen bir insanın hayatı, edebi, bütün değerleri yerlere serilmişse; böyle bir insandan ne kadar umutlu olabiliriz?
Maalesef gidişat iyi değil. Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11)
Evet, her birimiz sosyal medyada, şurada burada sözler ediyoruz. Elbette hepsinin etkisi var. Her ortamda bunları konuşmaya devam edeceğiz. Ama tüm bu pisliklerin içerisinde pırıl pırıl yaşayan gençler de görüyoruz. Kızlarımız var tesettürlü… Oğullarımız var küçük yaşta hafız olmuş.
Bunlara baktığımız zaman ilk aklımıza gelen anneler ve babalar oluyor. Aile bozulmadan hiçbir şey bozulmaz. Eğer biz her ay bir sahabenin hayatını evimizde okusaydık, yılda 12 tane sahâbî hayatını ders yapmış olurduk. Bu vesileyle kızımız, oğlumuz bu örnek insanların hayatını öğrenmiş olacaktı. Maalesef şimdi çocuklar değil, büyükler bile iki tane sahâbenin hayatını bilemez durumdalar.
Ben varım diyen gençlik
Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” (Buhârî, Tefsîr, (Rûm) 2; M6755 Müslim, Kader, 22) İşte mesele burada düğümleniyor… Bütün insanlar demek ki İslam fıtratından uzak değil. Onları fıtrata döndürmenin bir yolu olmalı. Bunun üzerine kafa yormalıyız.
Necip Fazıl’ın hasretini çektiği bir gençlik vardı. “Kim var?” denildiğinde sağına soluna bakmadan, “Ben varım!” diyebilen gençlik. Hedefimiz bu olmalı. Allah’ınız severseniz milli takım oyuncusu diye bize yutturdukları şahısların bir tipine bakın. Bu tip kimseleri toplumun önüne örnek göstererek mi nesil yetiştireceğiz?
Futbol spor olmaktan öte zamanın uyuşturucusu oldu. Gençlerin heyecanını, ibadet ve cihat şuurunu aldı. Gençleri gece sabahlara kadar çılgına çevirdi. Ömründe sabah ezanı duymayanlar, gece yarısında maç izler oldular. Dünya kupasını kaçırmamak için sabah maça kalkar oldular. Mehmet Âkif’in şu feryadı ne kadar manidar:
“Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Biz de böyle bir neslin hasreti içerisindeyiz dostlar. Böyleyken bakın sonunda ne hale geldik? Sokaklar ve caddeler hayânın garipleştiği, iffetin yalnız kaldığı yerlere dönüştü. Hele şu batının esiri olmuş berbat kıyafetli spikerlere ne demeli? Rezillik içerisinde olan aile programlarına ne demeli? Çocuklarımıza çok kötü örnek oluyorlar.
Ümitsiz değilim
Hangi taraftan bakarsanız bakın, halimiz de gidişatımız da iyi değil. Evet, ümidimiz var. Biz ümitsiz değiliz. Çünkü Rabbimiz buyuruyor: “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 53) Diyeceksiniz ki madem ümitsiz değilsin neden yakınıp duruyorsun. Yakınıyorum çünkü toplum da yanlış şeyleri kınayan bir mekanizmanın olması gerektiğine inanıyorum.
Bu millet gene düştüğü yerden kalkar. Ama bu okullar ne zaman düzelecek? Milli Eğitim Bakanı da değerli bir insana benziyor. O da bizim gibi dertli bir insana benziyor. Bilmiyorum… Çözemiyorlar mı? Nasıl olacak bu iş? En azından kızların ve erkeklerin okullarının ayrı olacağı, karma eğitimden uzak özel okullar yapılmalı. Hiç olmazsa bu okullarda ahlakına, değerlerine yakışan hareketlerde bulunan insanlar yetiştirilmelidir.
İnsan bazen diyor ki: “Keşke okullar olmasaydı… Keşke üniversiteler olmasaydı… İnsanlar çoban olsaydı da ahlak bu kadar dibe vurmasaydı…” Bazı dangalakların bana kızdığını hissediyorum. Kızarsa kızsınlar. Yine de her şeye rağmen yazsam mı, yazmasam mı diyorum. Yazmasam üzülüyorum. Yazsam neye yarar diye düşünüyorum.
Ama en azından Rabbime karşı sorumluluğum olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı yazdım. Cengiz Numanoğlu’nun dediği gibi: “Bir gençlik yetişsin istiyoruz; İmanı da ahlakı da şahsiyeti de büyük olsun.” İşte bizim duamız budur. Ya Rabbi bize bir çıkış kapısı göster. Ailelerimizi muhafaza eyle. Neslimizi muhafaza eyle. Âmin.
Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!


