
Eskiden yazmaya hem de çok şey yazmaya niyetli idim. Kendimce nesir ve nazım parçaları yazdım. Kimini neşrettim kimi defterlerde saklı duruyor. Yazmanın bir tür hediye, sadaka takdimi yani ibadet olduğuna inanmak gibi bir düşünceye sahip olsam da kendimde yazmaya pek şevk bulamıyorum.
Üstad Necip Fazıl’ın “sanat, halk için midir sanat için midir” tarzındaki istifhama “sanat Allah içindir” noktasını koymasından sonra “yazmak ibadet ise Allah için yazılmamış yazılar zaten riyakârlıktır” inancıyla şevk kaynağı bulmak zor olmamalı.

Ancak kuş uçmaz kervan geçmez bir sahranın ortasına kocaman bir mabed inşa edip “Ben Allah için cami inşa ettim. İster gidip içinde namaz kılan olsun ister olmasın, niyet önemli” yaklaşımı ne derece isabetli ise okunmayacak yazı yazmak da o seviyede makul.
Bilginin maliyetinin kalmadığı, yazının ışık hızı ve ışık vasıtasıyla insanlara ulaştığı, camlarda belirip kaybolduğu bir zamanda yazı yazmanın iyi niyetle ibadet vasfı kazanması benzer bir hal değil mi? Adeta bir çeşit israf. Nihayetinde yazı yazmak yazanın enerjisini tüketiyor.
Haklı olduğum hususunda ısrarcı değilim. Ama şevkimin kırılması noktasında haksız da değilim herhalde. Sun’î zekanın durmadan yazdığı bir dünyada benim yazdıklarım kime ne kadar ulaşacak? “Varsın ulaşmasın. Üç beş kişi de okusa kâr. Gaye Allah rızası.” diyesim var ama “çöle cami mi yapıyorum?” diye sormadan da edemiyorum.
Eskiden yazının yayılması tabedilmesi ile mümkündü. Bir yazı muhakkak önem atfedildiği için basılırdı. Ya bir müellif kitabını bastırır yahut kadim bir eseri neşre hazırlayan kişi baskıya sokardı. Her iki durumda da yazının ehemmiyetine ikna olununca matbaaya giderdi. Talibi olacaksa yazı basılarak taliplerine arz edilirdi. Hala da öyle…
Bu sebeple matbaaya girecek yazıya ciddi itina gösterilir, defalarca okunur, gözden geçirilir sonra basılır. Bir yazının matbaadan çıkması artık okuyucuya takdim edilecek kıvama geldiğini gösterir. Bu sebeple değerlidir. Şimdi ise yazının okuyucuya ulaşması için basılmasına gerek kalmadı. Tabiatıyla matbu olanlar değil de cama yansıtılan yazılar daha büyük kitlelere çabuk ve zahmetsiz ulaşıyor.
Ha not yazmışsınız, ha mektup, ha kitap. Ha manzum yazmışsınız, ha mensur. Hepsi aynı şekilde camdan cama ulaşıyor. İşte burada olan oluyor. Üretilmişle çalıntı, kıymetli ile kıymetsiz, itina gösterilen ile gösterilmeyen, neşre layık görülen görülmeyen bütün yazılar aynı kefede…
Yazı, sadece yazılmışlık vasfına sahip. Âlim de yazıyor, cahil de… Hani bir zamanlar bir reklam filminde “ağzı olan konuşuyor” şeklinde manasız bir cümle sarf edilmişti de uzun süre dillere yapışmıştı. Şimdi de cama yazabilen herkes pazara çıkıveriyor. Çocuk da yetişkin de, anlayan da anlamayan da…
Kitap yazmak, basmak, elektronik baskı gibi yeni vasıtalarla neşretmek hala mevcut diyebilirsiniz. Ama işte ulaşma hızı ve tarzı aynı olunca değersiz, değerli ile aynı cama yansıyor, değerlinin değerini düşürüyor. Zira bir yandan pazar aynı, öte yandan değeri olmayan yazılar okuyanın okuma enerjisini tüketince değerli olan yazıya enerji kalmıyor.
İnsanlar mesajları, yorumları, kısa yazıları okumaktan kitap okumaya zaman bulamıyor. Üç dört saat boyunca kısa videolar seyreden birisi iki saatlik bir sinema şaheserini pür dikkat seyredebilecek seviyede zihnini toplayabilir mi? Çok zor.
İşte okuyan kitle de o hale geliyor. Camda gördüğünü okuyor ama o camda o kadar çok gereksiz yazı var ki dimağı fesada uğratıyor.
Yazıların elle çoğaltıldığı dönemlerde eser seçiminde neler yaşanıyordu diye merak ediyorum. Bazı metinleri öğrenciler kendileri yazarak çoğaltırmış. Ama bu işi meslek olarak icra eden ve “varrak” diye bilinen kimseler de varmış. Talibi olan kitapları “nesh” edip satarlarmış. Talibi olmayan yazılar da herhalde kaybolup gidiyordu.
Buraya kadar şu yazdıklarımı okuyan varsa haklı olarak “İyi ki şevkin kırılmış, kırılmasa yazmaktan kalemin kırılacak” diyebilir. Kim bilir belki bir süre sonra yazmaya değer atfeden çok kimse kalemini kırıp susacak veya değerli yazılar bir şekilde kendine müstakil bir mecra bulacak.”
Prof. Dr. Cemal Abdullah Aydın/ İrfanDunyamiz.com
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!
