Çağları aşan cilbab mucizesi…

Son dönemde sosyal medya ortamlarında başörtülü genç kızların resim ve videoları üzerinden, haklarında akıl almaz yorumlar yapıldığına, seviyesiz sataşmalara muhatap olduklarına şahit olmaktayız. Bizler durumun muhatabı olmadığımız halde yazılıp çizilenleri adeta midemiz kasılarak okuyoruz. Öyle çirkin ithamlar, öyle gayri ahlaki yakıştırmalar var ki, bu hanımefendiler bıraktıkları bu intibaın farkına varabilseler aynı davranışları sergileyemeye devam edebilirler mi bilmiyorum.

Sosyal medyanın hayatlarımıza dahil olmasıyla adına etkileşim denilen bir bela musallat oldu topluma ve kadın- erkek, genç- yaşlı, evli-bekar demeden o lanet etkileşim adına sınırları zorlarcasına her türlü absürt hal ve tavır sergilenmeye başladı sosyal medyada. Toplumdaki ahlaki çürümenin boyutlarını, yozlaşmayı ve bozulmayı adeta “reels ve short” kaydırarak canlı canlı takip ediyoruz.

Rahatsız edici

Ülkemizde her şey olmak mümkün ama ne yaparsanız yapın rezil olmak mümkün olmuyor. Her ne olursa olsun bir şekilde üstü kapanıyor ve unutuluyor. Aldığınız etkileşim, üyelik, abonelik; kazandığınız işbirlikleri, reklam ücretleri de yanınıza kar kalıyor. Buna tenezzül eden insanlar için tabi ki bu durum söz konusu.

Bugün mevcut durum psikolojik, sosyolojik, ekonomik sebep ve sonuçları ile ciddi bir vakıa halini aldı. Pek çok yönüyle tahlil edilmeye ve çözüm aranmaya muhtaç. Tüm bu çirkinlikten ahlaki ve manevi değerleri olan, ilke sahibi olmaları beklenen müslümanlar da muhakkak paylarına düşeni aldılar. Bu durumu en bariz şekilde halden hale evrilen tesettür ve tesettürlü anlayışımızda görüyoruz.

Örneğin online tesettür mağazalarının vitrinlerini incelediğinizde şu durum muhakkak dikkatinizi çekecektir: Resimde de bir örneğinin görülebileceği gibi, dış kıyafet satan mağazalar dahi çok büyük oranda aşırı makyajlı mankenler kullanıyorlar. Kıyafetleri tanıtan genç kızlar, bir hanım olarak beni rahatsız edecek derecede salınıp kıvırarak yürüyorlar reklamlarda. Dahası; şuh tavırlar özgüven olarak pompalanıyor ve zihinlerde örtünün altında bile nasıl çekici görünürüz imajı oluşturuluyor.

Cilbab mucizesi

Bir gün Ahzab suresini okurken cilbab ayeti gelince sanki ilk defa farkına varırmış gibi kendi kendime şöyle demiştim: “Sübhanallah, Cenab-ı Mevla cilbab hakkında “tanınıp eza edilmemeniz için uygundur” buyurdu, halbuki başörtüsü için aynı şey söylenmemişti…

Evet Rabbimiz burada buyuruyor ki: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, (dışarı çıkarken) üst örtülerini (cilbâblarını) üzerlerine salsınlar. Bu, onların (hür ve iffetli olarak) tanınmaları ve incitilmemeleri için daha uygundur.”

Kadının ve erkeğin fıtratını en iyi şekilde bilen Rabbimiz bize tesettürün kamil şeklini Kur’an’ın ölçüsüyle tarif ediyor; omuzlardan salıverilmiş bir başörtü ile birlikte Cilbab dediğimiz vücudu baştan aşağı saran, dar ve şeffaf olmayan bir dış kıyafet. Rabbimiz bize cilbabı tesettürün kemal derecesi ve setrolmanın şartı olarak tarif ediyor.

Onunla iffetli bir mü’mine vasfı kazandığımızı ve yine ancak onunla çirkin bakış ve niyetlerin eziyetlerinden korunabileceğimizi haber veriyor. Çünkü tek kat bir kıyafetin gerek bedenin hareketi gerekse dış etkenlerle birlikte içindekinden haber verme durumu vardır. Bu durum yaygınlaştığından, bugün cilbabın öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır.

Kadının ziynetini tam manasıyla gizlemesi mümkün olmamaktadır. Cilbab ise günlük kıyafetin üzerine çekilmiş ikinci bir sınırdır, kırmızı çizgidir, bir mahremiyet duvarıdır. Sahibine kazandırdığı vakar ve izzet yanında karşı taraf üzerinde de psikolojik bir tesiri vardır. Muhatabımız onunla birlikte karşısında iffetine düşkün, mahremiyetine özen gösteren bir İslam kadını olduğunu idrak eder.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı ali-erbas-prof-dr-kimdir-biyografi-twitter-x.png

Tesettürün özü

Tesettürün görünürdeki şartları tamam olduktan sonra, onun hakiki manasını da Rabbimiz bizlere ayetleri ile nakış nakış dokumaktadır. Yine Ahzab suresinin 33. ayetinde bu defa “teberrüc etmeyin” buyrulmaktadır.

Teberrüc; kişinin cazibesini ortaya dökecek, davetkar hal ve tavırlar demektir. Pür tesettür olsa dahi bir kadının bakışları, duruşu, salınıp kırıtması ile hususi dikkat çekici tavırlar sergilemesi teberrüc etmesi demektir. Bu özgüven değildir, kendinden eminlik, havalı olmak değildir. Allah müslüman kadını bundan men etmiştir.

Ahzab suresinin bir diğer ayetinde ise peygamber hanımlarının zatında tüm mü’mineleri de kapsar şekilde; konuşurken lafı eğip bükmek, işve ve cilve ile karşı cinsle muhatap olmak yasaklanmaktadır. Allah Teâlâ “Sözü vakur bir edayla söyleyin ki, kalbinde maraz olan çirkin bir hissiyata kapılmasın” buyurarak; davranış, hal ve tavırda olması gereken mü’mince duruşa dikkatimizi çekmektedir.

Dikkat çekilmemeli

Nur suresindeki örtü ayetinin sonunda ise daha başka bir hususiyete dikkat çekilerek “Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar” buyrulmaktadır. Cahiliyye kadınlarının cazibelerini göstermek, dikkatleri üzerlerine çekmek amacıyla ayaklarına taktıkları halhal örneği üzerinden Rabbimiz gizli ziynetlerin fâş edilmesini yasaklamaktadır.

Bugün durum ayağını yere vurmanın çok ötesine geçmiş ve gizli ziynetlerden haber vermenin pek çok yolu türemiştir. Misalen tesettürlü bir kadının kendine ait teninin beyazlığı yahut belinin inceliği gibi mahrem bir detayı anlatması veya hareketleri ile bunu göstermeye çalışması bundan farklı bir şey değildir.

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda; sadece başımızı örtmenin tesettür için yeterli olmadığını, bunun da ötesinde tesettürün sadece kıyafet ve şekle indirgenemeyeceğini, onun bir ahlakı, hissiyatı, vakar ve duruşu da olduğunu anlıyoruz. Ancak bu şekilde kemal bulduğunu ve yine ancak bu şekilde hakiki vazifesini ifa edebileceğini idrak ediyoruz.

Örtü ve cazibe bir araya gelebilecek kavramlar değildir. Bu noktada bize özgüven, çekicilik, şıklık adı altında pompalanan tavırları tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve adına etkileşim dediğimiz bu çılgınlığın ve gösterilen ucuz ilginin ardında ne denli çirkin bir zihniyet barındırabileceğinin muhakkak farkına varmalıyız. Gerek toplumsal hayatta gerek sosyal medyada Rabbimiz Teala’nın çizdiği bu sınırları korumak, elimizden geldiğince gözetmeye çalışmak bizler için en emin ve selametli yoldur.

Özlem Par Sefir/ İrfanDunyamiz.com

İstikamet Yazıları ↗

İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Erbakan hocamız böyle uyarmıştı…

​Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi 249. ayetinde Tâlût ile Câlût’un kıssasını anlatırken bizlere insan tabiatını ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.