Prof. Dr. Adnan Muhammed Zerzûr Hoca’nın ardından…

Yaklaşık iki yıl önce, 15 Eylül 2024 tarihinde, muhterem âlim Prof. Dr. Adnan Muhammed Zerzûr Hocamızla gerçekleştirdiğimiz ilmî ve fikrî açıdan son derece verimli bir sohbetin ardından, o meclisin bende bıraktığı tesiri; Hocamızın ilminin derinliğine, fikrinin genişliğine ve basiretinin keskinliğine yakından şahit olmanın verdiği duygularla aşağıdaki satırları kaleme almıştım.

Yazıyı o günlerde kendisine de göndermiştim. Rahmetli Hocamız okuyup beğenmiş, güzel sözleriyle takdir etmiş ve dualarıyla beni bahtiyar etmişti. Buna rağmen yazıyı o dönemde yalnızca dar bir çevrede paylaşmış; daha geniş bir şekilde yayımlamamıştım. O günden bugüne de, kendisi hayattayken nasıl kaleme aldıysam öylece muhafaza ettim.

Vefa borcu

Bugün, 20 Ağustos 2026 tarihinde Hocamızın dâr-ı bekâya irtihalinin ardından, bu şahitliği artık olduğu gibi yayımlamanın gerektiğini düşünüyorum. Tek bir cümlesini değiştirmeden, çıkarmadan ve ilave etmeden… Çünkü bu satırlar kendisi hayattayken yazıldı; kendisine ulaştı, kendisi tarafından okundu ve takdir edildi. Şimdi ise geriye, bir talebenin ve dostun hocasına karşı vefa borcu ve yaşayan bir hatırası olarak kaldı.

Allah biliyor ki kendimi sanki babamı kaybetmiş gibi hissediyorum. Vefatı yüreğimi derinden yaraladı. Hele ki vefatından yalnızca iki gün önce kendisiyle görüntülü ve sesli olarak konuşmuş olmamız, bu hüznü benim için daha da ağırlaştırdı. O son konuşmamız, bütün ayrıntılarıyla hâlâ zihnimde ve gönlümde… Her zamanki gibi bir âlimin muhabbeti ve bir mürebbinin şefkatiyle bazı hususlarda nasihatlerde bulundu, yol gösterdi.

Ardından tahkik ettiği iki eserin basımını üstlenmemi istedi: Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin “Mukaddime fî Usûli’t-Tefsîr” adlı eseri ile Allâme İbnü’l-Vezîr el-Yemânî’nin “Tercîhu Esâlîbi’l-Kur’ân alâ Esâlîbi’l-Yûnân” adlı eseri… Nereden bilebilirdim ki bunlar kendisinden işiteceğim son sözlerden olacaktı? Nereden bilebilirdim ki o gün bir hocanın talebi olarak dinlediğim sözler, yalnızca iki gün sonra kıymetli bir hatıraya ve omuzlarımda taşıyacağım ağır bir emanete dönüşecekti?

Bugün Hocamız aramızdan ayrıldıktan sonra, bu talebini benim için ilmî bir vasiyet ve yerine getirilmesi gereken bir vefa borcu olarak görüyorum. Ömrünü ilme, fikre ve İslâmî mirasa hizmetle geçirmiş bir âlimin son arzularından birini yerine getirmek, inşallah bize düşen bir emanettir.

Rabbime söz veriyorum ki bu emanete vefa göstermek için elimden gelen gayreti sarf edeceğim. İnşallah her iki eseri de Hocamızın ilmine, tahkikine ve ilmî şahsiyetine yaraşır bir şekilde hazırlayıp neşretmeye çalışacağım. Rabbim bu eserleri onun ilminin devamına, amel defterini açık tutacak bir sadaka-i câriyeye vesile kılsın.

Allah, muhterem Hocamız Prof. Dr. Adnan Muhammed Zerzûr’a geniş rahmetiyle muamele eylesin. Ne kadar ağırmış daha dün konuştuğun bir insanın bugün hatıraya dönüşmesi… Nasihat eden sesin gönülde bir sedâya, bir âlimin talebinin ise geride kalanların omuzlarında emanete dönüşmesi…

İşte o yazı

İlim ve Fikrin Huzurunda: Allâme Adnan Muhammed Zerzûr ile Bir İlim Meclisi Hatırası (15 Eylül 2024)

Bugün, bu ümmetin önemli ilim ve fikir adamlarından biri olan muhterem Allâme Prof. Dr. Adnan Muhammed Zerzûr Hocamızla uzun bir müddet oturup sohbet etme şerefine nail oldum. Rabbim kendisini muhafaza etsin, ömrüne ve ilmine bereket ihsan eylesin.

Yaklaşık dört saat süren sohbetimiz boyunca sorduğum hiçbir soruyu cevapsız bırakmadı. Anlattı, tenkit etti, teşhis etti, tahlil etti, tercihlerde bulundu ve yol gösterdi. Bütün bunları ilmî kanaatinden taviz vermeden fakat son derece geniş bir gönülle yaptı.

Nice zihinlerin kendisinden istifade ederek yetiştiği bu büyük âlim; ilmî tahlilde, nebevî hadisleri tarihî bağlamları içerisinde anlamada, âyetlerin nüzul sebepleriyle hadislerin vürûd sebepleri arasındaki irtibatı kurmada gerçekten müstesna bir kabiliyete sahip.

Prof. Dr. Adnan Zerzûr, hadis-i şeriflerin delâletleri, Arap dilinin incelikleri ve nebevî hitabın ifade biçimleri konusunda son derece derin bir kavrayışa sahip. Bununla da yetinmiyor; bu nasların kendi dönemlerinde ne ifade ettiğini anlamaya çalışırken, aynı manaların bugün bizim için ne söylediğini ve çağımızda nasıl karşılık bulması gerektiğini de sorguluyor.

İlmi engin, anlayışı derin, niyeti samimi bir insan… Yaşadığı zamanı ve çağını tanıyor; ümmetinin acılarıyla dertleniyor. Kendi ülkesi Suriye’nin tarihine, yaşadığı ve eğitim gördüğü coğrafyalara hâkim olduğu gibi, Doğu’dan Batı’ya görüştüğü büyük âlimlerin, mütefekkirlerin ve edebiyatçıların hatıralarını da zihninde taşıyor.

Prof. Dr. Adnan Zerzûr, sadece klasik anlamda bir âlim değildir. O, şer‘î naslarla yaşadığımız gerçeklik arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağını düşünen bir ilim ve fikir adamıdır. Ümmetin Kur’ân ve Sünnet’ten hareketle fikrî ve içtimaî meselelerine nasıl çözüm üretebileceği üzerinde kafa yorar. Geçmişle bugünü birbirine bağlama konusunda güçlü bir kabiliyete sahiptir.

Hadiseleri bir âlim ve münekkidin gözüyle tahlil eder; sahâbe hayatından ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerinden bugünün insanına ışık tutacak dersler çıkarır. Asırlar önce söylenmiş bir nebevî sözün bugün hangi manaya tekabül ettiğini ve hayatımıza nasıl taşınabileceğini düşünür.

Şer‘î ve fikrî ilimlerde derinleşmiş bu büyük âlim, çağımızdaki düşünce problemlerini teşhis edebilecek bir birikime sahip olduğu gibi, bunların tedavisine dair de güçlü bir fikrî donanıma sahiptir. Doğru anlayışı ortaya koyarken kendisine mahsus bir yöntemi vardır. Çağdaş gerçeklikle İslâmî naslar arasında irtibat kurar; fakat bunu ilmî usulden taviz vermeden yapar.

Bu sebeple o, yalnızca ilim nakleden bir âlim değil; düşünmenin usulünü öğreten bir muallimdir. İnsana sadece ne düşüneceğini değil, nasıl düşünmesi gerektiğini de öğretir. Fikirlerin birbirine karıştığı, kavramların bulanıklaştığı bir zamanda adeta yol gösteren bir kandil gibidir.

Varoluşçuluktan sekülerizme, demokrasiden İslâmî hükümlerin hayata tatbikine kadar pek çok meseleyi rahatlıkla tahlil edebiliyor. Batı düşünce ekollerine dair ciddi bir birikime sahip olmakla beraber kendi İslâmî referanslarından kopmuyor; dışarıdan gelen düşünceleri ilmî bir vakar ve eleştirel bir nazarla değerlendiriyor. Bu birikim, ona ümmetin yakın tarihini de tenkit ve tahlili birlikte yürüten bir bakış açısıyla okuyabilme imkânı veriyor.

Onunla oturduğunuzda yakın tarihin pek çok meselesi adeta gözlerinizin önünde yeniden canlanıyor. Hadiseleri ayrıntılarıyla anlatıyor, ardından onları güvenilir ilmî ve fikrî kaynaklara dayanan bir bakışla değerlendiriyor.

Fakat bilgisini gelişi güzel ortaya döken biri de değil. Bazı hatıra ve misalleri ancak onları anlayabilecek ve emanetini taşıyabilecek insanlarla paylaşmayı tercih ediyor. Çünkü onun nazarında ilmî emanet, fikir hürriyeti ve akıl ile naklin hakkını birlikte gözetmek, düşünce dünyasının temel esasları arasında yer alıyor.

İnsana fikirlerin dünyasında nasıl derinleşeceğini öğretiyor. Kur’ân-ı Kerîm’i beyan eden nebevî hadisleri nasıl okuyacağımızı ve bu nebevî mirasın çağımızın meseleleriyle irtibatını nasıl kuracağımızı gösteriyor. Kanaatimce böylesine büyük bir âlimin hatıraları mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Yaşadıkları, gördükleri, tanıdığı insanlar, ilmî yolculuğu ve fikrî tecrübeleri gelecek nesiller için önemli bir kaynak olacaktır.

Bizlerin, özellikle İslâm düşüncesi ve ümmetin meseleleriyle ilgilenen insanların, fırsat buldukça onun meclisinde bulunması; ilminden istifade etmesi ve düşünme yönteminden nasiplenmesi gerekir. Çünkü o sizi dar kalıpların ve küçük tasniflerin içine hapsetmiyor; fikrin geniş havzalarına ve ilmin derinliklerine davet ediyor.

Allah kendisine, ilmine ve eserlerine hizmet eden iki güçlü kanat da nasip etmiş. Kitaplarının ve ilmî mirasının ümmetten mahrum kalmaması için gayret gösteren bu insanlar, Hocamıza büyük bir hürmet ve vefa ile hizmet ediyor; eserlerinin neşredilmesi ve ilminin daha geniş çevrelere ulaştırılması için emek sarf ediyorlar.

Rabbimiz kendisine sağlık ve afiyet ihsan etsin; ömrünü, ilmini ve gayretlerini bereketlendirsin. Ümmetimizin içerisinde onun gibi âlimlerin sayısını artırsın. O, gerçekten çağımız için Rabbimizin büyük bir lütfudur. Bize düşen ise böyle kıymetlerin değerini, onları kaybetmeden önce bilmek ve ilimlerinden hakkıyla istifade etmektir.

Yazı burada bitti…

Bugün, iki yıl önce dua niyetiyle yazdığım son cümleleri hüzünle yeniden okuyorum: “Bize düşen, böyle kıymetlerin değerini onları kaybetmeden önce bilmek ve ilimlerinden hakkıyla istifade etmektir.” Artık kendisi aramızda değil; fakat ilmi, eserleri, yetiştirdiği insanlar ve gönüllerde bıraktığı iz bizimle…

Allah, muhterem Hocamız Prof. Dr. Adnan Muhammed Zerzûr’a rahmet eylesin. İlme, ilim ehline ve ümmetine yaptığı hizmetleri mizân-ı hasenâtına dâhil eylesin. Kabrini nurlandırsın, makamını âli eylesin ve kendisini sâlih kullarıyla beraber Firdevs-i A‘lâ’da ağırlasın.

Rahmetle, minnetle ve vefayla…

Recep Songül/ İrfanDunyamiz.com

İstikamet Yazıları ↗

İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Edebî cömertlik…

Yazmak bir tür paylaşmaktır. İçinde güzel manaları hissediyorsa insan bunları niçin paylaşmasın? “Güzel söz söylemek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.