Yıllar önce duyduğum acı bir hikaye

Yıllar önce duyduğum acı bir hikayedir. Benden anlatması, dileyen dilediği dersi alır. Olur mu öyle şey diyenlerin de canı sağ olsun. Bazı şeylerin kıymeti varken henüz anlaşılmıyor. Temiz bir aileniz varsa, huzurlu bir yuvanız varsa en büyük sahibisiniz demektir. İslami değerler, namus, iffet boşuna öğütlenmemiştir. Buyurun okuyun, siz karar verin.

İbretli hikaye

Şubat ayinin soğuk bir gününde Kızılay’da bir caddede oturan yaşlı teyzenin selpak sattığını gören bir hanımefendi yanındaki eşine der ki: “Şu kadının haline bak, elbiseleri berbat olmuş, soğuktan titriyor, hem de selpak satıyor. Bu kadının evladı, çoluğu çocuğu yok mu?” Eşi de kadının haline üzülür. Birlikte kadının yanına giderler.

Teyzeyle tanışırlar ve onunla biraz sohbet ederler. Hanımefendi; “Bu teyzeyi evimize götürsek, misafir etsek olmaz mı?” der. Eşi; “Çok güzel olur, neden olmasın, teklif edelim” der. Bunun üzerine teyzeyi evlerine davet ederler. Teyze şöyle der: “Hayır evladım gelmem, ben bu dünyada sana yardımcı olacağım diyenlerden zarar gördüm, onun için gelemem yavrum.”

“Teyze lütfen bizi evladın kabul et” diyerek yarım saat dil dökerler. Nihayet elleri titreyen, bir yandan selpakla ağzını burnunu silen yaşlı teyzeyi ikna ederler ve oturduğu yerden kaldırırlar. Bir taksi tutup doğru evlerine götürürler. Önce teyzenin karnı doyururlar, sonra banyoya sokup temizlerler. Temiz kıyafet giydirip yatağına yatırmışlar.

Teyze o gün güzel bir uyku çekmiş. Sabah birlikte kahvaltı yapmışlar.. Kahvaltı esnasında; “Teyze senin evladın, kimsen yok mu?” diye sormuşlar. Gözlerinden tane tane yaş döken yaşlı kadın; “Oğlum yaralarımı açmayın, benim yaram çok derin, anlatırsam benim yüzüme bakmazsınız. Belki de evinizden kovarsınız.”

“Estağfurullah o nasıl söz dünya imtihan yeridir, kimsenin bulunduğu hal garanti değildir. Kimseyi kınayacak durumda değiliz ayrıca. Dilerseniz anlatın, dilerseniz de anlatmayın. Ama anlatırsanız size yardımcı olmak isteriz” diye yaşlı teyzeyi yüreklendirmişler. Bunun üzerine başından geçenleri bir bir anlatmış:

Acılı günler

“Yavrum ben genç yaşımda bir memurun eşiydim. Eşimin doğuda görevi bitince Ankara’ya geldik. Eşimin meslektaşları evimize hoşgeldine geldiler. İçlerinden bir tanesi eşime dedi ki senin eşin de çok güzelmiş.
Tabi oğlum o zaman biz de İslami bir hayat yoktu, böyle şeyler çok normal gelirdi bize. Eve gelen misafirlerin eşleri birlikte oturup eğlenip yemek yerdik.

İslam’ın emri olan haremlik selamlık diye bir şey bilmiyorduk. Kadın erkek birlikte yemek yiyoruz, eğleniyoruz, kıh kıh kıh gülüyoruz. Bir ara konuşurken, işte sen neyi seversin, senin sevdiklerin nelerdir, kimi şunu kimi bunu dedi, ben de bilezik takmayı sevdiğimden bahsettim. Hoş sohbet ettik ayrıldık.

Aradan birkaç gün geçti, eşim nöbetçi olduğu gece kapımızın zili çaldı açtığımda, “Senin eşin de çok güzelmiş” diyen adam elinde bir paketle; “size bir hediye getirdim” dedi. Ben de aldım hediyeyi, baktım tatlı var, yanında iki tane de bilezik var. Bileziğe zaafım olduğu için eşime diyemedim.

Aradan belli bir zamanda daha geçti yine eşim bir gece nöbetçiydi, kapının zil çaldı, kapıyı açtığında daha ben iki kelime konuşmadan o insan evden içeri girdi. Ve günden sonra ara ara geldi. Bu rezillik uzun zaman devam etmeye başladı. Çocuklarım vardı, eşim duyarsa, neler olur, ne yapacağım derken eşim duydu.

Eşim beni bir gece yarısında kapıya attı. Tabi kapıyı attı derken beni dövdü, gözüm falan kararmış, dudaklarımdan kanlar akıyordu. Gittim bir parkta oturuyordum, gecenin bir vaktinde birisi geldi; “Ablacığım sen böyle burada niye oturuyorsun? Yazık değil mi sana? İşte bilmem ne falan, sana yardım edeyim” dedi.

Aldı beni götürdü, meğerki o da zalimin birisiymiş, beni kötü bir yere sattı. Oradan aylarca çıkamaz oldum.
Yuvamı yıkan o adi insan benim orada çalıştığımı duyunca bu defa oraya gelmeye başladı. Bir iki defa geldi, bir şeyler düşündüm. Yuvamı yıkan o zalimden öcümü almak için bir bıçak temin ettim. Yatağın yanına bıçağı koydum ve o geldiğinde onu öldürdüm.

O günden sonra hapishaneye düştüm. Yıllarca hapishanede yattım. Ne gelenim var ne gidenim vardı. İki tane çocuğum vardı, acaba ne oldular hiç bir şeyden haberim olmadı. Gençliğim, namusum gitti, yuvam yıkıldı ne akrabam kaldı, ne dostum… Ben toplumun yüz karası bir kadın oldum.

Ha şunu da söyleyeyim hapishanede İslami kitaplar okudum. Beş vakit namaza başladım. Rabbimden ümit kesmedim belki beni affeder diye düşündüm. O zaman İslam’ın emirlerinin ne kadar önemli olduğunu anladım. Eğer Allah’ın dediği gibi evimizde İslami bir yaşantı olsaydı, evimize gelen misafirlerin kadınları erkekleri ayrı bir şekilde haremlik selamlık diye bir şeyimiz olsaydı kim bilir belki bu duruma gelmeyecektik.

Şimdi ise gece gündüz yavrularımı çok merak ediyorum. Acaba yavrularım nerede? Beni ararlar mı sorarlar mı? Beni görseler yüzüme bakarlar mı? Gerçi benim bakılacak yüzüm de kalmadı. Acaba yavrularım yuva kurdular mı? Torunlarım oldu mu? Oysa ki benim ne hayallerim vardı. Ne kadar merhametli iyi bir eşim vardı. Geceleri kalkıp yavrularımı gül gibi koklardım. O güzelim yavrularım kimlerin elinde büyüdüler.”

Düşmüş bayılmış

Bunları anlatan teyze eski günleri hatırlayınca daha fazla dayanamaz ve oracığa düşer bayılır. Ayıldığında evin hanımı; “Teyze, bu günden sonra sen bizim annemiz olsan. Biz seni bundan sonra evimizde misafir etsek, bizimle beraber yaşasan olmaz mı?” der. “Olmaz yavrum, sizler temiz insanlarsınız ben kirli insanım. Bedenim de kalbim de kirlendi. Beni bırakın ben gidip Kızılay’da selpak satayım.”

Teyzeye evlatlarını bulmayı teklif ederler. Bunun üzerine yaşlı teyze şöyle der: “Artık herkes beni adi kadın biliyor. Onların hayatlarını bir daha mahvetmek istemem. Onlar bir kere bu acıları yaşadı, bir daha hatırlatmak istemem. Benimle ilgilendiğiniz duyulursa siz de lekelenirsiniz. Benim bu dünyada tutunacak hiçbir dalım yoktur. Ben artık gece gündüz ölümü bekliyorum. Bu dünyada başka yapacak bir şeyim kalmadı.”

Ne kadar da ısrar etseler, yaşlı teyze evde kalmayı kabul etmez. Bunun üzerine bir sponsor bulup yaşlı teyzeyi özel bir huzur evine yatırırlar. Oradakilere akrabası olduğunu söylerler ve her hafta da ziyaretine giderler. Bir gün bir telefon gelir, akrabanız olan yaşlı teyze vefat etti, derler. Defin işlemleri için teyzeyi huzurevinden çıkarırlarken görevliler ellerine küçük bir not kağıdı tutuştururlar.

“Benim can dostlarım, sizi çok sevdim. Yapmış olduğunuz iyilikler için çok teşekkür ederim. Yavrularım ile bu dünyada buluşmak nasip olmadı, inşallah ahirette onlarla da buluşuruz. Keşke genç yaşta İslam’ı bilseydim, heremlik selamlık meselesini öğrenseydim, yabancılarla bu kadar yakın olunmaması gerektiğini bilseydim belki de bu hallere düşmeyecektim.”

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Merhamet ve rahmet sırrı…

Ankara’nın gönül insanlarından tasavvuf profesörü Edhem Cebecioğlu hocamız -Allah ondan razı olsun-, bir sohbetinde; “Veliler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.