
İsmet Uçma tarafından İşaret yayınlarında basılan Hakkı Yılmaz’a ait kitabın baş kısmında Prof. Dr. Mustafa Öztürk gibi tarihselci şahısların da sık sık dile getirdiği bir yanlış:
Hakkı Yılmaz’ın yanlışı: “Mesela: Kur’ân’da cennet ve cehennem, Arap coğrafyasına göre örneklenmiş; cehennem o coğrafyadaki en çok sıkıntı veren sıcak ve ateş ile; cennet de Arap coğrafyasında en çok özlenen ortamlar [yeşillikler, sulak bahçeler, gölgelikler, vs.] ile tasvir edilmiştir.”
Doğrusu: Bu söyledikleri gerçeklerle örtüşmemektedir, öyle bir şey söz konusu değildir. Mekke toplumunda ticaret yaygın olduğu için, insanlar yüksek yerlerdeki soğuğa ve çöllerdeki gece soğuğuna aşinaydı. Eğer bu tez doğru olsaydı Allah sıcakta yaşayan bu insanlara cennette kış soğu olmayacak şeklinde bir vaatte bulunmazdı. Oysa ki ayette şöyle buyuruluyor: “O cennette koltuklar üzerine yaslanıp otururlar. Orada ne yakıcı bir güneş sıcağı görürler, ne de dondurucu bir kış soğuğu.” (İnsan Suresi, 13) Yine Ali İmran 117. ayette soğuk ve kavurucu bir rüzgarı misal vermektedir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün benzer iddialarına cevap veren yazımızı okumak için lütfen buyurunuz.
Hakkı Yılmaz’ın yanlışı: “Elbise dünyanın birçok yerinde soğuktan koruyan bir nesne olmasına rağmen, Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve sizi kendi hışmınızdan koruyan elbiseler kıldı ( Nahl/81; 306. necim) diye ifade edilerek, sıcaktan koruma amaçlı bir nesne olarak zikredilmiştir. Demek oluyor ki, Kur’ân, soğuk iklimli, bol yağışlı bir yörede yaşayan bir topluma inseydi, cennet ve cehennemin tasviri farklı olacaktı, elbise için de “sizi, soğuktan koruyacak” ifadesi kullanılacaktı.”
Doğrusu: Teberi ve Zemahşeri gibi alimler cahiliye dönemindeki Arap şiirlerini delil getirerek Arapların sıklıkla hazif veya iktifa adı verilen bir belagat unsurunu kullandıklarını söyler. İki zıt olan şeyin birini zikrederek ikisini birden kastetmenin Arapça belagat özelliği olduğunu söylerler. Bu belagat incelikleri dikkate alındığında elbisenin soğuktan da koruduğu anlaşılmaktadır ki mevcut bir çok meallerde bu inceliğe dikkat edilmiştir. Arap nasıl konuşmuş ve nasıl anlamışsa bunu tespit etmenin en bilinen yöntemlerinden biri de eski Arap şiirine başvurmaktır. Bunlar dikkate alınmadan yapılan açıklamalar bu gibi yanlışlara sebep olmaktadır.
Not: Hakkı Yılmaz’ın bu kitapta çok ciddi hatalara düşmesinin sebebi, kelimelerin kökenlerine ineyim derken fantastik bir şekilde anlamların üzerinde dilediği gibi oynamasıdır. Oysa ki her dildeki kelimenin çıkışı ve zaman içindeki gelişimi farklıdır. Kur’an sahabenin konuştuğu ve anladığı şekilde bir Arapça ile gönderilmiştir. Doğru anlamı yakalamanın en güzel yolu sahabenin nasıl anladığını tespit etmektir.
Kur’an’daki sure tertibi sahabe icraatıdır diyen Prof. Dr. Murat Sülün’e cevap yazımızı okumak için lütfen buyurunuz.
Aydın Başar / İrfanDunyamiz.com
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!