Ratib Nablusi ve isimsiz bir yazı…

Liseden mezun olmuş bir delikanlı iken babamın hadis hocası olarak vazife yaptığı Suudi Arabistan’ın Taif şehrinde ikamet ediyorduk. Evimizin alt yan tarafında mütedeyyin bir Afgan komşumuz vardı. Bu komşumuz vesilesiyle ataları Özbekistan’dan hicret etmiş Taifli bir hocaefendiyle tanışmıştım. Hatırladığım kadarıyla lise (bizde imam hatiplerde meslek derslerine tekabül eden) İslamî ilimler öğretmenliğinden emekliydi.

Evinde yakın dostlarına muhtelif kitaplardan bazı akşamlar ders okutmaya devam ediyordu. Afganistanlı komşumuz da bu derslere devam ediyordu. İsmi Nu’man Taşkendî olan bu hocaefendi ayrıca her ay evinde mevlid meclisleri tertip ederdi. Sovyetlerin yıkılmasından sonra komünizm tasallutundan kurtulan Türkî cumhuriyetlerde doksanlı yılların ortalarında yoğunlaşan dini faaliyetlere atalarının diyarına bir cami inşa etmek suretiyle katılmıştı.

Hediye kasetler

Nu’man hocanın diğer bir özelliği meclisine gelenlere esmâ-i hüsna dersleri ihtiva eden teyp kasetleri hediye etmesiydi. Nu’man hocanın hediye ettiği bu kasetlerdeki dersler kendisine ait değildi. Kasetlerin üzerinde kime ait olduğu da yazmıyordu. Ama gayet yumuşak sesli, lehçesinden Şam ulemasından olduğu anlaşılan bir zatın dersleriydi.

Bu dersleri dinlemeye başladım. Hatta babam da benimle beraber kasetleri dinler beğenisini ifade ederdi. Komşumuza bu derslerin kime ait olduğunu sorduğumda biraz tereddütle “Ratib hoca” demişti. Dersi veren hoca her bir ism-i şerifi tatlı üslubuyla takriben elli altmış dakika boyunca anlatıyordu. Bu kasetleri bayağı dinlemiştik. O sebeple şahsını hiç görmediğim bu zatın sesi zihnimde iyice yer etmişti.

Bir ara, Nu’man Hocanın derslerine devam eden Suriyeli hekim bir dostumuz bu zatın 18. yy Şam ulemasından Abdülgani Nablusi adlı zatın torunu olduğunu ve dedesinin esmâ-i hüsnayı anlatan kitabını bu kasetlerde şerh ettiğini bahsetmişti. Ratib isminin yabancı gelmesinden midir başka sebepten midir bilemiyorum, galiba zamanla hocanın ismi de pek aklımda kalmamıştı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı manzara-hatiralarin-izinde-hatira-arsivi-anilar-gecidi-irfandunyamizali.jpg

Bir akşam vakti

Sonraki senelerde İstanbul’da yüksek tahsilime Marmara İlahiyat Fakültesinde devam ettim. O dönemde hocalarıyla tanışıklığım olan bir Kur’an kursunda akşam vakti personelle sohbet ediyorduk. Suriyeli bir hocayla birlikte bir grup misafirin kursu ziyaret ettiğini söylediler. Benden Arapça bilmem hasebiyle misafirlerle oturup bir tür ev sahipliği yapmamı rica ettiler.

Hoca dedikleri zat biraz kısa boylu, elli beş altmış yaşlarında takım elbiseli sakalsız bir şehir beyefendisi idi. Arap dili sahasında yüksek lisans yaptığını, üniversitede Arapça öğretim görevlisi olduğunu söyledi. İster istemez aklıma babamın Taif’teki Arapça hocası akademisyen arkadaşları gelmişti.

Arap dünyasında lisan hocalarının ilgisi umumiyetle dinî ilimlerden ziyade Arap grameri ve edebiyatı üzerinde yoğunlaşır. Bu zatı görünüşünden de hareketle öyle biri zannettim. Genç bir üniversite talebesi özgüveniyle sohbete koyulduk. Ne de olsa ulemadan ders alan bir talebeydim.

Bu ses o ses mi?

Çay kahve ikramı esnasında “ben camide esmay-ı hüsna dersleri yapıyorum” deyince karşımdaki zatın sesine dikkat kesildim. Uzun zaman kasetlerden sesini dinlediğim, bir ism-i şerifi elli dakika boyunca derin izahlarla anlatan o âlimin karşısında olduğumu anladım. Gerçi saygısızlık sayılabilecek bir şey yapmamıştım ama büyük bir âlimi ağırlar gibi de davranmamıştım.

Tam emin olmak için “Derslerde dedenizin kitabını mı şerh ediyorsunuz?” diye sorduğumda “dedemin kitabı ufak bir risale. Ben çok daha geniş şerh ediyorum” deyince artık şüpheye mahal kalmamıştı. Mahcubiyet içinde tavrımı değiştirdim. Hocaefendinin Şam’daki faaliyetlerini edep dairesinde sormaya başladım.

Günlük üç namaz vakitten sonra cami dersleri olduğunu, dedesinin camiinde Cuma hutbesi irad ettiğini, üniversitedeki vazifesi dışında biri Kur’an tedrisine tahsis edilmiş iki özel dini eğitim müessesesine sahip olduğunu anlattı. Dikkatimi çeken husus, bunlara ilaveten ticaret yapması, zirai tohum satışıyla geçimini temin ederek kimseden yardım almamasıydı.

Tevazu sahibi

Nitekim kursun telefonundan Suriye’yi arayabilir miyim diye sorduğunda hemen muhasebecinin odasındaki sabit telefondan arama yapmasını temin ettik. Kısacık telefon konuşmasından sonra hatırı sayılır bir miktar para çıkararak masanın üzerine koydu. Misafirimizden böyle bir şeyi asla kabul edemeyeceğimizi ısrarla söylememize rağmen katiyetle reddetti ve konuşma ücretini ödedi.

Derin ilmi yanında gayet tevazu sahibi Ratib Nablûsi Hoca’nın yoğun ilmî faaliyetleri yanında ticaret yaparak müstağni bir hayat yaşaması beni kendisine hayran bırakmaya yetmişti. Bana bir kutu dolusu ders kaseti de hediye etmişti. Sonraları Şam’da tahsile giden Türk talebelerden öğrendiğime göre evine ziyarete gidenlere hep izzet ve ikramda bulunur, ders kasetlerini hediye edermiş. Hocamızın esmâ-i hüsna dışında tefsir, siyer, sahabe hayatı, çocuk eğitimi gibi çok farklı dersleri de varmış.

Hoca Türkiye’yi çok sevmiş, yabancılık çekmek bir yana bana kendisini kardeşleri arasında hissettiğini söylemişti. Bir iki sene sonra tekrar Türkiye’yi ziyaret ettiğinde bu defa babam eve davet etmemi söyledi. Hocamızı evde öğle yemeğinde misafir etmiş, o davete de kendisini nasıl başta tanıyamadığımı sonra mahcup olduğumu anlatmıştım.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı ali-erbas-prof-dr-kimdir-biyografi-twitter-x.png

Tavsiye ettim

İnternetin yayılmasıyla hocaya ait bir internet sitesi yapıldı. Görüntülü dersleri yayıldı ve İslam dünyasında muhtelif dersleriyle haklı şöhretine kavuştu. Derslerinin metin dökümleri sitede yer aldığından Arapça öğrenmek isteyen birçok kimseye hocanın derslerini sesli ve yazılı dinlemesini tavsiye etmişimdir.
Tıpkı onun gibi camilerde esmâ-i hüsna dersleri yapmak istememe rağmen henüz başlamak nasib olmadı.

Bir gün hocanın derslerinden bir metin önüme düştü. Bu dersinde hoca sessizce ilerleyen bir hastalıktan bahsediyordu. “Nimete alışma hastalığı”. Bunu “sessiz bir hastalık” diye tavsif ediyordu. Parça çok hoşuma gitti. “Hocanın bu yazısını serbest tarzda tercüme edeyim” diye gönlümden geçti. (Serbest tercüme metne bağlı kalmakla birlikte çevrilen dilin edebî zevkine uygun tasarrufta bulunarak yapılan tercüme türüdür.)

Çevirisini yapıp adetim olduğu üzere ilmine güvendiğim hoca dostlarımın tenkidine arz ettim. (Mesajları kontrol ettiğimde çeviriyi 27 Temmuz 2018 de gönderdiğim anlaşılıyor). O zamanlar fakülte dekan yardımcımız olan İslamî Türk Edebiyatı Hocası pek kıymetli ağabeyim Prof. Dr. Ali Öztürk Hocam okuduktan sonra “sinsi hastalık denilse” diye not düştü. Tam oturmuştu.

İsimsiz yazı

Parçada geçen “sessiz” ifadesini “sinsi” ile değiştirdim. Mütercimler bilir. Her yaptığınız tercüme içinize sinmez. Bu Allah’a hamd ettiğim bir çeviri olmuştu. Hangi akla hizmet olsun diye yaptığımı bilmiyorum, kendi kendime “bu parçayı ismimi yazmadan internette bir yayayım, bakayım ne zaman karşıma çıkacak” diye bir deneme yapmak istedim. Yapmaz olaydım.

Babamın bana küçükken aktardığı bir hadisede geçen, Bediüzzaman Said Nursi’nin “Mal markasıyla satılır” sözünün ne manaya geldiğini o zaman anladım. Tercüme ettiğim metin cidden bir süre sonra grup mesajlarında karşıma çıkmaya başladı. Bunun üzerine “internette bir arayayım acaba ne kadar yayılmış” diye arama yaptım.

Kimi yazıyı Ratib Nablusi hocaya nisbet etmiş, kimi kendi yazmış gibi farklı mecralarda paylaşmıştı. Bir hocaefendi vaazında dahi kullanmıştı. Yazının yayılmasına sevaba vesile olduğuna inandığım için sevindim. Ama bir daha markasız mal satmamaya da dikkat ettim. Çünkü insanlar markasız malı kendine mal edebiliyordu. Buyurun işte o çeviri:

Ratib Nablusi Hoca anlatıyor:

“En şiddetli hastalıklardan biri sinsi hastalıktır. Belirtileri görülen yahut hissedilen türden değildir. Yakalandığınızda çok ciddi zarar verir. Bu hastalığın adı “nimete alışma hastalığı”dır. Dört şekilde kendini gösterir.

Bir; Allah’ın nimetlerine alışmak. Adeta nimet değilmiş gibi görmeye başlamak. Nimetin nimet olduğunu hissetmeyip müktesep hak gibi görmek.

İki; Evine giren kişinin ailesini sağ salim görmeye alışması. Onları iyi halde görüp bunun için Allah’a hamd-u sena etmemek.

Üç; Alışverişe gidip market arabasına dilediğini koyup ücretini ödeyerek evine dönerken nimeti vereni ve ona şükretmenin gerektiğini zerre miktar hissetmemek. Bunu gayet normal bir durum olarak görüp adeta en tabii hakkı gibi telakki etmek.

Dört; Her sabah güven içinde uyanıp sağlığı yerinde bir şikayeti ağrısı sızısı olmadan kalktığında Allah’a hamd etmemek.

Dikkat! Sen bu durumlardan birisini yaşıyorsan tehlike altındasın. Evine girdiğinde…

Allah sana anne baba yahut eş çoluk çocuk nimeti vermişse, sağlıklı ve iyi bir durumda isen Allah Teala’ya bol bol hamdet, şükret.

Hayatının, nimetlere alışmaya sebep olmasına izin verme.

Sen hayatını bu yüceler yücesi İlah’a hamd ve şükre alıştır.

Nasılsın diye sorduklarında “Aynı be ne olsun” deme. Sen sayamayacağın nimetler içindesin. Allah Teala sana onları yeniliyor. Güncelliyor.

Hem de hergün.

Sana hamd ve Şükrü de farz kılmış. Niceleri o güne senin sahip olduğun nimetlerinden mahrum başlamıştır.

Nicesi güven içindeyken o gün korkarak kalkmıştır.

Nice çalışan o gün işsiz kalmıştır.

Nice zengin o gün fakir düşmüştür.

Nice gözü gören o gün kör olmuştur.

Nice sağlıklı insan o gün sağlığını kaybetmiştir.

Sana ise nimetler yenilenmiştir. O zaman de ki: Allah’a hamd olsun. Salih ameller ancak onun nimetiyle tamamlanabilir.”

Ratib Nablusi’nin çevirisini yaptığımız sözleri burada bitti. Böylece geç kalmış olsak da sözü sahibine nispet etme konusundaki kusurumuzu telafi etmeye çalıştık. Bu vesile ile bu kıymetli alimin öğütlerini de bir kere daha hatırlamış olduk.

Prof. Dr. Cemal Abdullah Aydın/ İrfanDunyamiz.com

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Yaşar Kandemir hoca ondan çok etkilendi…

Yaşar Kandemir Hocamız, 10 Aralık 1939’da Yozgat merkeze bağlı İnceçayır köyünde doğdu. Babası köyün imamı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.