Nimetullah hoca bahane değil çare üretirdi

Ankara‘da havadar, manzaralı, düzenli, geniş asfalt sokakları, güzel bahçeli evleri, villaları olan yeni bir mahallede oturuyorduk. Burada okul, çocuk bahçesi, dinlenme parkı, açık hava sineması, yeraltı sığınağı, çarşı dükkanlar, su deposu… Her şey vardı ama bir camii yoktu; koca mahalle için bir ibadethane düşünülmemiş planda yeri ayrılmamıştı.

Güzel bir yaz günü semtimize, uzun kumral sakallı, güler yüzlü, sempatik, zeki bir hoca, Nimetullah Hocaefendi geldi. Diyanet teşkilatında resmen görevli değildi; ülke ülke, şehir şehir gezip her türlü topluluğa İslâm’ı anlatıyordu. Çok değişik fikirleri, orijinal bir kişiliği vardı; görgülü ve tecrübeliydi. Çok girişken ve çalışkandı; güçlüklerden yılmıyor, yolundan dönmüyordu. Tatlı konuşuyor, zevkle dinleniyor, karşısındakinin hemen ilgisini ve sevgisini kazanıyordu.

Sabah namazımızı onunla birlikte, aşağıdaki eski köye yapılmış camide kılmış, avluya çıkmıştık. O misafir Nimetullah Hoca Efendi bize sordu:

“- Sizin mahallede cami yok mu?”

“- Maalesef yok, her türlü sosyal ihtiyaç düşünülmüş, ama planda cami yeri ayrılmamış” diye cevap verdik.
Hocaefendi gayet sakin ve kararlı:

“- O halde hemen bugün yapalım!” deyiverdi.

Biz şaşırdık, tebessüm ettik, bu iş o kadar basit ve kolay mıydı! Mahallede hiç boş arsa olmadığını izah ettik, o diretti:

“- Madem ki evleriniz bahçeli imiş o takdirde biz de camiyi sizin bahçelerinizden birine kurarız!” dedi. Belediye elbet böyle plansız, düzensiz bir yapıya izin veremezdi; ama o buna aldırmıyor,

“- Siz bana bir bahçe gösterin, gerisi gelir” diyordu.

Ben düşündüm, güzel bir fikirdi. Bizim hiç hatırımıza gelmemişti.

“- Pekâlâ, bizim evin bahçesine gelin, yapalım!” dedim.

Rahmetli bir dost itiraz etti:

“- Sizin ev aşağıda ve kenarda, biraz daha ortalarda olmalı!” dedi.

Sonunda değerli bir komşunun evi uygun bulundu; bahçe müsait değildi, ama evin altında mescid olabilecek geniş bir bodrumu vardı, orası boşaltılıp sıvanır düzenlenebilirdi. Biz, “Olur, inşaallah önümüzdeki günlerde hazır ederiz” diye düşünürken, Hocaefendi:

“- Hayır hemen şimdi yapmalıyız, hayırlı iş tehir edilmez!” demesin mi!

Uzatmayayım herkes battaniyeler getirdi, sararmış otların üzerinde sokak kenarındaki düz ön bahçeye serdi. Orası yazlık açık hava mescidimiz oluverdi. Hocaefendi elini kulağına koydu, çok tatlı bir eda ve seda ile öğle ezanını okudu. Yakın evlerin pencereleri açılıyor, herkes hayretle bizlere bakıyordu. Önümüze mahallenin küçüklü büyüklü çocukları da birikmiş merakla bizleri seyrediyorlardı. Belki içlerinde hiç cami, cemaat görmemiş, ezan, Kur’an duymamış, olanları vardı. Hocaefendi onlarla ahbaplık kurmağa başlamıştı:

“- Uzak durmayın, haydi abdest alın, siz de gelin!” diyordu. Çekinip tereddüt edenlere:

“- Cennette kuşlar gibi pır pır havalarda uçabileceksiniz, ne hoş değil mi, istemez misiniz?”

“- Haydi nazlanmayın, gelin!” diyor; iltifatlar ediyor, onları güldürüp, kendisine ısındırıyordu. Onlar herhalde şimdiye kadar hiç böyle bir hocaefendi görmemişlerdir.

Kısa zamanda açık hava mescidimiz, bir bayram yerine dönmüş, çocuklar için bir açık hava okulu haline gelivermişti. Hocaefendi akşama kadar onlara Cennet’in anahtarı olan “Lâ ilâhe illa’llàh”ı ve kendileri için Cennet içinde dört duvarlı, çatılı, sevimli bir ev yapmayı öğretmiş bulunuyordu.

Çocuklar akşam eve dönerken, onlara şöyle tenbih ediyordu:

“- Çocuklar, “Lâ ilâhe illallah” sözü cennetin anahtarıdır. Bu cennet anahtarlarını alınız, ceplerinize doldurunuz; anne, baba, kardeş ve daha başka sevdiklerinize de bu anahtarlardan birer tane veriniz ki onlar da Cennet’in kapalı kapılarını açsın, sonsuz güzellikteki Cennet bahçelerine girsin!” diyordu.

Hakikaten duyduk ki, mahallenin çocukları, evine koşan, çocukluk duygusuyla sevine sevine, “Al anne, sana cennetin anahtarı! Al ağabey, sana cennetin anahtarı…” diye hepsine Lâ ilàhe illallàh dağıtmışlar. Evlerinde çok güzel bir hava oluşmuş.

Kaynak: Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan, Gül Çocuk, Sayı, 3; İskenderpaşa Camii, 12.04.1981 tarihli Hadis Dersi; esadcosankulliyati. com (Not: Başlık sitemize aittir.)

İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Nimetullah Yurt Hocaefendi dünyanın bir çok ülkesini gezmiş, tebliğ ve davet çalışmaları yapmış çok kıymetli bir hocamızdı. Renkli bir kişiliğe sahipti. Kendisi ile fakirin de birkaç sefer görüşmelerim olmuştur. İslam davetini dert edinen Müslümanların bu önemli şahsiyeti tanımaları son derece faydalı olacaktır. Özellikle Nimetullah Hoca’nın hayatı ve şahsiyeti birçok genç davetçiye ilham verecektir. Olumlu düşünen, olumlu konuşan, farklılıklara değil birleştiren yönlere vurgu yapan bir anlayışa sahiptir. Merhum Esad Coşan hocamız gibi çok kıymetli bir alimin onun bu yönünü keşfetmesi ve bir hatıra vesilesi ile bizlere aktarması da son derece istifadeye medardır. Efendim Müslümanın görevi bahane üretmek değil, çare üretmektir. Bu hatırada bu anlayışın somut ve güzel bir örneğini görüyoruz. Bize bu güzel dersi veren merhum Nimetullah Yurt ve Esad Coşan hocalarımıza Rabbim rahmet eylesin. Mekanları, makamları cennet olsun.

Hatıra Arşivi ↗

Alimler, arifler, hocalar ve önemli şahsiyetlerin hatıralarını okumak için tıklayın.

İyi Haberler ↗

İyiliklere, erdemlere, örnek davranışlara dair beyaz haberler okumak için tıklayınız.

Şunlara Gözat

Bu da size düğün hediyem olsun…

Allah’ın affetmeyeceği tek günah şirkten sonra kul hakkıdır. Kul hakkı yiyen insan o kulla helalleşmediği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.