
Kur’an-ı Kerim’in üslubuna baktığımız zaman, bir taraftan kıssalar ve inanç esasları anlatılırken diğer taraftan da şeriatın hükümleri ve ahlakın prensipleri bildiriliyor. Zaman zaman da cihad bahisleri, cennet, cehennem ve ahiret sahneleri anlatılıyor.
Kur’an bütün bunları anlatırken zaman zaman da Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini anlatıyor. Yaratılış hikmetlerini anlatarak imanları kuvvetlendiriyor. Bulutların, yağmurun, dağların, devenin, bal arısının yaratılışına dikkat çekiyor…
Bazı kimseler hükümlerden, farzlardan, vaciplerden bahsetmeyi seviyorlar. Bazıları ibadetlerden, bazıları cihattan vs. Kimisi de ahlaki konulara ağırlık veriyor. Aslında bütün bunlardan bahsederken yaratılış hikmetlerinden de bahsetmek Kur’an’ın bize öğrettiği üslup olmalıdır.
Çünkü yaratılış hikmetlerini anlatmak imanı destekler ve kuvvetlendirir. Bütün bu konuları İslam’ın bölünemez bütünlüğü içinde ele almak ve hiçbirisini ihmal etmemek hikmetli yaklaşım olsa gerektir. Gelin Yüce Rabbimizin yarattıkları bazı varlıklar üzerinde birlikte tefekkür edelim.
Süt nimeti
Bir ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Sizin için sağmal hayvanlarda da kesin olarak ibret vardır. Nitekim size hayvanın karnında, besin artıklarıyla kan arasında (oluşan), içenlere lezzet veren saf süt içiriyoruz.” (Nahl, 66)
Bakıyoruz ki sofradaki en güzel taamlar, bize onlar vesilesi ile veriliyor… Şöyle bir düşünecek olursak, bize onları verebilmek için yüzlerce küçükbaş hayvan, bir çobanın emrine muti oluyor da onun çıkardığı seslere uyuyor. Sütünü vereceği zaman da yine boyun eğiyor. Öyle ki bir aciz yaşlı kadın bile onları sağıp sütünü alabiliyor.
Bu süt depolarını bir arslan veya kaplana değil de koyun ile keçiye bağladığını gören ehl-i irfan dahi Rabbbimizin rahmetini seyrediyor. Öyle ya Rabbimiz sütü; inek, koyun, keçi gibi uysal hayvanlar vesilesi ile bize ikram ediyor. Ya vahşi hayvanlardan almak durumunda olsaydık?
O keçiler, koyunlar, inekler insana boyun eğmekle aslında Rabbimizin emrine boyun eğmiş oluyorlar ve kendi vazifelerini yapıyorlar. Ve onlar bu halleri ile; “Bizi rızıklandıran Rabbimizin bir vazifedar memuruyuz” diyorlar. Netice de insana çok yarayışlı o bembeyaz sütü ikram ederek Er Rahim ve El Kerim olan Allah’ı bize hatırlatıyorlar.
Hem bir sene yirmi olan sayıları seneye kırk, belki altmış olmakla bereket sırrını da izhar ediyorlar. Rezzak olan Allah’ın çalışana rızkını vereceğini müjdeliyor. Hem onları besleyenler, kendi geçimlerini temin ettikleri gibi, hem de besinlerin en güzel, en sağlıklı ve organik olanlarını yiyip içmiş oluyorlar.
Ondan dolayıdır ki bunları tefekkür eden bazı köylüler şehir hayatını tercih etmiyorlar. Dünyaları verseniz gidip de şehrin gürültüsünü patırtısını çekemem diyorlar. Rabbimizin bir kısım insanlara tarımı ve hayvancılığı sevdirmesi de bizim için bir rahmet oluyor da bizler o nimetlere bulunduğumuz yerlerden ulaşabiliyoruz.

Vazifesi var
Evet, ne demiştik? Etlerini, sütlerini ve yünlerini alasınız diye yüzlerce koyunu bir çobana boyun eğdirmiş, yaşlı aciz kadına dahi sütünü almak için müsaade ettirmiş… Bu da yetmezmiş gibi köpeği dahi çobanın emrine vermiş, koyunlara hizmet ettirmiş. Hem öyle hizmet ettiriyor ki dağ başlarında çobana sadık bir yardımcı oluyor, hem onları korumak için canı pahasına kurda, canavara atılıyor.
Öyleyse şu kırlarda gezen koyunlar, keçiler, Rabbimizin birer ayeti/ işareti olduğu gibi o vazifesini bilen köpekler dahi Rabbimizin bir ayetidir. Köpeklerin bile vazifesini yapması biz insanlar için gerçekten de ibret verici değil midir? İnsanın aklına geliyor, acaba bizler vazifemizi biliyor muyuz? Veya ne kadar yerine getiriyoruz?
Sevgili okuyucu, yeryüzünde vazifesini yapan her bir varlık esasında bize bir şeyler hatırlatıyor. Bir mesaj veriyor. Mesela karıncalar bize diyor ki çalışın, rızkınızı arayın. Köstebekler diyor ki tüneller açın, ülkenizi kalkındırın. Kunduzlar diyor barajlar yapın. Termitler diyor ki binalarınızı sağlam dikin. İpek böcekleri diyor ki kumaşınızı kaliteli üretin. Muntazam petekler yapan bal arıları diyor ki işinizi düzgün yapın.
Fareler bile toprağın altında tüneller kazıyor da biz niye çalışmıyoruz diye düşünürken bunlar aklımıza geliyor. Kâinatta sürekli bir hareket var. Her varlığın bir görevi var. Sinekler ve arılar bitkilerin çoğalmasında rol üstleniyor, solucanlar toprağın bereketlenmesine katkı sağlıyor. Öyleyse biz insanlara da insanlara faydalı değerler üretmek düşüyor.
Hayret makamı
İnsanlar ilahi kudret akışlarını düşünmekle meşgul olmadıklarından, bütün bunları düşünen insanlar maalesef günümüzde çok azdır. Hayata madde planından bakan insanlar, günün sonunda bunları düşünmenin insana maddi bir fayda sağlamayacağını düşünerek, bunları düşünmeyi gereksiz görebilmektedir.
Tefekkür ufku azaldığı için, kâinatı hayret makamında tefekkür edemiyoruz ve ilahi azamet akışlarını seyredemiyoruz. Belki de bu tür incelikleri yakalayamadığımızdan şeytan bize bunun yerine birbirimize kızmayı ve birbirimiz ile uğraşmayı telkin ediyor. Kainattaki yaratılış hikmetlerini tefekkür etsek acaba kalplerimiz bu kadar katı olur muydu?
Oysaki geçmiş birçok âlimler, gönül insanları, şairler bitkilerin, ağaçların ne söylediğini, onların zikirlerini hatırlatmış insanlara… Darendeli Hulusi Efendi Hazretleri de bütün arifler gibi her varlığın dili olduğunu söylemiş ve onların lisanına dikkat çekmiştir.
Bir şiirinde seher vaktinde her varlığın can evinden yükselen iniltilerine ve seslerine candan kulak vermemizi tavsiye etmiş ve o dertli bülbülün, seher vakti kendi diliyle sanki Fecr Suresi’ni okuduğunu söylemiştir.
Her dilin nâle-i cângâhına gûş ur cândan
Sûre-i Fecr’i okur bülbül-i giryân seher
Yine herkesin bildiği “Sordum sarı çiçeğe” ilahisi, bizim irfanımızda onların dilini anlamaya çalışmanın bir misalidir. “Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin.” (İsrâ, 17/44) ayeti, varlıkların lisan-ı halleri ile Allah’ın esmasını söylediğine işarettir. Nitekim arifler çiçeklerin zikirlerinden bahsetmişlerdir.
Çiçeklerin en güzeli olduğu için gül, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi hatırlatır. Bundan dolayı tasavvufta gül onun sembolüdür. Hal dili ile Peygamberimizi övdüğü için Na’t-ı Şerif gibidir. Denilir ki onun zikri Ya Cemil’dir. Lale ise elif gibi duruşu ile birliği ve tevhidi söyler. Vahdetin sembolüdür. Onun da zikri Ya Vahid’dir.
Ne söyler?
Yine bu bakış açısıyla varlıkların bize ne söylediğini tefekkür etmeye devam edelim. Mesela denizler bize ne söyler? Bunu düşünelim. Nasıl ki güneş denize yansır ve denizin her bir damlasında güneş seyredilirse şu kainattaki her bir varlık da aynen öyle Allah’ın birliğine şehadet eder. Denizin suyu acı ve tuzlu olduğu halde, onda en güzel lezzetli balıkların olması, Allah’ın rahmeti, keremi ve lütfuyla açıklanabilir.
Denizlerin dalgalı hallerindeki celal tecellilerine de dikkat edecek olursak, denizlerin sanki taşacak ve her şeyi yutacak gibi hiddetli durduğu halde Allah’ın emrine boyun eğip birer hizmetkâr olduğunu görürüz. Öyle ki gemilerin onun üzerinde yüzmesi, insanlık için büyük ticaret imkanları sağlamış ve çok güzel bir nimet olmuştur.
Son olarak ağaç ne söyler sorusu üzerinde düşünelim. Ağaç der ki: “Ey insan sen şu kainatta bir çekirdeksin ve âlemin özüsün. Toprakta büyüyecek, bir taraftan kök salacak, bir taraftan göklere uzanacaksın. Eğer yaratılış gayeni gerçekleştirir ve çekirdekken fidan olur, fidanken ağaç olur olgunlaşırsan, sen de benim gibi insanlara faydalı olur ve benim gibi tatlı meyveler verirsin.
Yok eğer insaniyetini gerçekleştiremezsen, toprağın altında çürüyen bir çekirdek gibi yahut gençken solan bir fidan gibi olursun. Madem ben bir ağacım dallarımı göklere doğru açmışım Mevla’ya duacıyım. Öyleyse sen de kollarını aç ve benim gibi Mevla’ya dua et. Aman çer çöp olma, fidan iken solma.”
Tabi ki bütün bunlar ariflerin ve âlimlerin kitaplarında benzerlerine rastladığımız sübjektif yorumlardır. Elbette ki en doğrusunu bizi yaratan Rabbimiz bilir. Rabbim bizlere varlıkların dilini anlamayı nasip eylesin.
Aydın Başar/ Somuncu Baba Dergisi
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!


