
Mehmet Görmez Hoca’nın Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu‘nu okuyordum. Doğrusu bir noktaya kadar Hocanın meseleleri ele alış şeklini dengeli bulmuş, beğenmiştim. Fakat “İslam’ın Bütünlüğü İçinde Hadisi Anlamak” başlığına geldiğimde bir itiraz yöneltmek istedim. Hoca bu başlık altında ana ilkeyi şu şekilde belirlemiş:
“İslam’ın inanç esasları, ibadetleri, hukuk, iktisat ve ahlak yasaları arasında da bir bütünlük, bir insicam ve tutarlılık vardır. Binaenaleyh bu bütünlük, bu insicam ve tutarlılığı bozan hiçbir rivayet hadis sıfatıyla Resulullah’a isnad edilemez. O insicamı bozan isnadı sahih rivayetler daima İslam’ın bütünlüğü doğrultusunda tevil edilir, tevili kabil değilse reddedilir.” (s.144)
Görmez Hoca’nın “İslam’ın Bütünlüğü İlkesi” altında çizdiği bu çerçeve, ilk bakışta derli toplu ve mantıklı görünse de hadis usûlü ve metin tenkidi kriterleri açısından baktığımızda bazı sakıncalar barındırmaktadır. Hocanın “İslam’ın insicamını bozan isnadı sahih rivayetler tevili kabil değilse reddedilir” önermesi çok genel ve fazlasıyla istismara açık bir yaklaşımdır.
Şer’i ilimlerin bütün cüzlerine, illetlerine ve maksatlarına derinlemesine vâkıf olmadan bu bütünlüğü tayin etmek imkânsızdır. Aksi takdirde her araştırmacı kendi zihnindeki “İslam tasavvurunu” ölçü alır ve aklının yatmadığı her sahih rivayeti bütünlüğe aykırı diyerek bir kenara iter.
Usulde yeri yok
Klasik usûlde bir rivayet genel ilkelere zâhiren muarız görünüyorsa; önce cem‘ ve tevil yolları aranır. Çözüm bulunamazsa ulemamız bu noktada hemen rivayeti reddetmek yerine tevakkuf ilkesini işletmişlerdir. Konu kendilerine zahir olana yahut konu ile ilgili yeni bir delil elde edene kadar durup beklemeyi tercih etmişlerdir. Tevakkufu dışlayıp doğrudan redde hükmetmek, nassın sübutunu fehmin değişkenliğine kurban etmektir.
Bu noktada Hocanın verdiği örneklere de değinmek istiyorum. Hoca burada Kusuf hadisesi ile ilgili “Güneş ve ay Allah’ın iki ayetidir; kimsenin ölümü ve hayatı için tutulmazlar. Güneş ve ay tutulduğu zaman namaz kılın ve Allah’a dua edin” rivayeti ile “Allah Rasulü bir gün kendisine vahiy gelirken başını Hazreti Ali’nin kucağına yaslamıştır. Bu arada güneş battığı için Hazreti Ali ikindi namazını kılamamıştır. Uyandığında bunu fark eden Allah Rasulü dua edince, güneş gerisin geriye dönmüş ve Hazreti Ali namazını eda ettikten sonra yeniden batmıştır” rivayetini birbirine kıyaslamaktadır. (s.46)
Örnekteki iki rivayeti güneş üzerinden birbirine bağlayan Görmez; ikinci rivayetin ilk rivayetteki Allah Rasulü’nün beyanına aykırı olduğunu iddia ederek rivayetin sünnetullah ile ve İslam’ın bütünlüğü ile de bağdaşmadığını söylemektedir.
Mucizeler haktır
Burada öncelikle iki meseleyi güneş üzerinden birbirine bağlamanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. İlk rivayet gök cisimlerinin hareketlerinin, insanların doğum ve ölümleri ile bağlantısı olduğuna dair cahiliyeye ait batıl bir inanışı ilga etmektedir. İkincisi ise Peygamber Efendimiz’in bir mucizesi kapsamında değerlendirilmelidir.
Allah Teala’nın peygamberlerine nübüvvetin bir delili olarak verdiği mucizeler söz konusu olduğunda sünnetullahın olağan akışının devre dışı kalması da yine sünnetullahtandır. İki rivayet de güneşle ilişkili diye ikisini de aynı mantık içinde ele almak doğru olmaz.
Ayrıca hocanın dipnotta rivayete kaynak olarak gösterdiği Fethu’l-Bâri’de tam da ilgili cilt ve sayfada İbni Hacer el-Askalanî bu rivayeti diğer Raddü’ş-Şems (Hazreti Musa ve Hazreti Yuşa gibi peygamberler için güneşin geri döndürülmesi) hadiseleri ile kıyaslamakta; İbni Cevzî ve İbni Teymiye’nin bu rivayeti uydurma olarak adlandırmalarını tenkit etmektedir.1
Yorumla hadis reddedilmez
Konuyla ilgili verdiği bir diğer örnekte ise; Kur’an’ın “üstünlük yalnızca takvadadır” ilkesine ve Peygamber Efendimiz’in ırkçılığı yasaklayan beyanatlarına dayandırarak “Arap’ı sevmek iman, Arap’a buğzetmek ise nifaktır” vb hadisleri kabul etmeme yoluna gitmektedir. (s.147)
Oysa burada Arap kelimesini yalnızca bir ırkı tarif olarak görmek ve onları diğerlerinden üstün tutma sonucunu çıkarmak gerekmez. Tarih boyunca Araplara yönelik düşmanlık, çoğu zaman sadece etnik bir mesele değil; İslam’ın lisanına, Rasulullah’a ve dini yayan ilk çekirdek topluluk olan sahabeye duyulan öfkenin bir yansıması olmuştur.
Yani dinin taşıyıcısı olmaları sebebi ile Araplar İslam kimliği ile özdeşleştirilmiş ve onların bu kimliği üzerinden İslam’ın şeâirine ve değerlerine saldırmışlardır. Bunun örneklerini ülkemizde çok yakından tecrübe edip gözlemleyebilmekteyiz. Nitekim aynı şeyi Batıdaki Türk algısı için de söylemek mümkündür.
Netice olarak; hadis tenkidinde metin tenkidi meşru ve kadim bir yöntem olmakla birlikte, isnad tamamıyla bir kenara bırakılarak metin kişisel bir algıya terk edilemez. İsnadı sağlam olan bir rivayeti, sadece kendi zihnimizdeki genel çerçeveye oturtamadık diye toptan inkâr ve red yoluna gitmek, hadis ilminin asırlardır titizlikle ördüğü isnad sistemini ve objektif kriterleri boşa çıkarma tehlikesi taşır.
İslam’ın bütünlüğüne arz işleminin keyfiyyeti ve sınırları belli olmadığından isnadı sağlam sahih rivayetlerin reddedilmesine sebep olacağından ve nassları sübjektif elemelerin insafına bırakacağından bu görüşün yeniden gözden geçirilmesinde fayda vardır.
Özlem Par Sefir/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOT
1.Ebu’l-Fazl Ahmed b. Ali b. Muhammed b. Ahmed b. Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî bi-Şerhi Sahîhi’lBuhârî, thk. Muhibbüddîn el-Hatîb, trk. Muhammed Fuâd Abdülbâkī (Mısır: el-Mektebetü’s-Selefiyye, 1380-1390), 6/222.
İlim Hazinem ↗
Ehl-i Sünnet usulüne uygun yazılmış ilmî makaleler okumak için tıklayın
Kaynak Metinler ↗
İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!
