Bir kase incire Kur’an kursu…

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in müjdesi bu: “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine duâ eden hayırlı evlât.” (Müslim, Vasiyyet, 14)

Bu arzu sadece zenginlerin, varlık sahiplerinin gönlünden mi geçer? Hayır, ganî gönüllü her mü’minin kalbinde böyle bir hayrat bırakma aşkı ve iştiyâkı yanar durur. Niyet samimî ise Rabbim nasip eder mi eder. İşte yakınlarda bir müftümüzden dinlediğim bir kıssa bu hakikati anlatıyor. Onun anlatışıyla aktaralım:

“Anadolu’da bir ilçede müftüydüm. Günlerden cumartesi. Kazanın pazarı da o gün kurulur. Daireler kapalı. “Evde oturacağıma, müftülüğe gideyim” dedim. Daireye vardım, bir çay demledim, camdan dışarı bakıyorum. Bahsettiğim pazar, müftülüğün biraz ilerisinde kurulur. Kimi almaya, kimi satmaya, herkes pazara geliyor.

Kalabalık. Müftülüğün karşısında bir bakkal var. Ben camdan ilçenin cumartesi günlerine mahsus bu hareketli vaziyetini seyrederken, lüks bir otomobil gelip, bakkalın önüne park etti. Bakkal bir hışımla çıktı; “Yok, arkadaş dükkânın önüne park etme!” dedi.

Zaten pazarın kurulduğu gün olduğu için, bakkala giden gelen yok. Bir de dükkânın önü kapanacak diye adamcağız iyice asabîleşti. Arabanın sahibi de haklı; “Yahu burada park yasağı mı var? Niye park etmiyormuşum?” diye çıkıştı.

Baktım gereksiz bir münakaşa çıkacak. Hemen indim, arabanın sahibine; “Arkadaş, bugün ilçenin pazarı var. Gelen- giden çok. Bakkal belki satış yaparım diye dükkânın önü kapansın istemiyor. Burada arabana zarar gelmesin. Müftülüğün bahçesinde müsait park edecek yer var. Ben kapısını açayım, oraya koy” dedim. “Olur” dedi.

Arabayı park ettikten sonra; “Yukarıda çay demledim, tek başıma içiyorum, istersen buyur birlikte içelim” dedim. “Olur, içelim.” dedi. Teşekkür etti. Yukarı çıktık. Bir yandan çaylarımızı içiyor, bir yandan tanışıyor, konuşuyorduk.

O sırada müftülüğün kapısı açıldı. İçeriye elleri titreyen yaşlı bir hanım girdi. Elinde tek sıra dizilmiş bir tabak incir. “Oğlum, müftülüğün kapısını açık gördüm de içeri girdim. Kusura bakmayın. Ben bu incirleri bizim bahçeden topladım. Pazara satmaya götürüyorum. Parasını da sana getireceğim bir kız Kur’ân kursu yaptırırsınız diye…”

Bir tabak incir… 1 kilo ya gelir, ya gelmez. Kilosu 5 lira olsa… Al sana 5 lira… Kur’ân kursu yaptırmak için onu getirip hayır olarak müftülüğe verecek… Duygulandırıcı bir samimiyet, niyet ve arzu… Ben dondum kaldım.

Misafirim de duygulandı. Hanıma dedi ki: “Kaça satıyorsun?” Kadıncağız, mütevekkil; “Ne verirseniz?” dedi. Adam da coştu: “Peki, bir Kur’ân kursu yaptırmaya verir misiniz?”

Yâ Rabbî! Bir tabak incir ile bir Kur’ân kursu… Adam bu güzel niyeti gerçekleştirmek için harekete geçti. O kadıncağızın arzusu gerçek oldu…

Siz ne derseniz deyin, bunun adı samimiyetten başka bir şey değil. Samimiyetle, ihlâsla istersen; Mevlâ’m karşılığını hemen, fazlasıyla verir. Verir ammâ rahmetin yağması için birtakım şartlar da meydana gelecek.

Müftünün cumartesi dairesine gelmesi, çıkıp adamla ilgilenmesi, bir münakaşaya mâni olması, adamı yukarıya davet edip çay ikram etmesi… Bunun üzerine o bir tabak incir ile Rabbim vesile kılmış.

O kadıncağız, istemiş, gönülden arzu etmiş. “Benim ne imkânım var ki?” diye düşünmemiş. “Bir tabak incirden ne olur…” dememiş. Onu toplamış. “Bana gülerler…” dememiş, yola koyulmuş. Bunlar hep bereketin sırları… Karacaoğlan ne diyor:

Sen iyilik eyle hiç zâyî olmaz,
Kötülerle konup göçücü olma!

Nice büyük projelerin, büyük hayır-hasenatın arkasında böyle fakirlerin duâları var. Âyet-i kerîme darlıkta infâk edenleri methediyor: “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için infâk ederler; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da, (bu şekilde davranan) ihsan sahiplerini sever.” (Âl-i İmrân, 134)

Bu âyet i kerîmeyi hiç aklımızdan çıkarmamamız lâzım.

Not: Bu yazı gönül insanı merhum Ahmet Muktad Bey’in Yüzakı Dergisi’ndeki Ocak 2016 tarihli yazısından kısaltılarak iktibas edilmiştir.

Ahmet Muktad Ziylan/ Yüzakı Dergisi

İyi Haberler ↗

İyiliklere, erdemlere, örnek davranışlara dair beyaz haberler okumak için tıklayınız.

Hatıra Arşivi ↗

Alimler, arifler, hocalar ve önemli şahsiyetlerin hatıralarını okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.