Gürültü yapan talebelerin ellerini öptü

Bazen Şeyh Seyda yatsıdan sonra veya ikindiden sonra hatme yapardı. Yahut bir Perşembe akşamına denk gelirdi…

Hatme yapılırken cemaat çok kalabalık olurdu. O sırada talebeler oyun oynar, gürültü yaparlardı. Sesleri tâ köyün dışına çıkardı. Seyda onlara hiç kızmazdı.

“Şurada beş dakika bir durun, biz hatmemizi bitirelim, ondan sonra ne yaparsanız yapın” demiyordu. “Onlar ehl-i ilimdirler, onların tatilidir, istirahat vaktidir, keyiflerini, hatırlarını kırmayalım” diyordu.

Seyda’ya şikayet etmiş

Misafirlere hizmet eden birisi vardı. Medresedeki talebelerle bir takışması olmuş, aralarında bir mücadele geçmiş. Velhasıl bir kavga gibi bir şey olmuş. Gitmiş o zat Şeyh Seyda’ya şikayet etmiş.

“Senin talebelerin şımarıyorlar, şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar. Böyle şey olmaz, ben kabul etmem bunu” gibi şeyler söylemiş. Yaşlı birisiydi, böyle söylemesi serbestti.

Seyda ona; “Hele sabret bakalım, söyleriz onlara, sen merak etme” diyor.

Sabah olunca Seyda onu çağırıyor; “Gel medreseye gidelim” diyor. O da içinden seviniyor ki Şeyh Efendi bana hakaret eden talebeyi tespit edip buradan kovacak diye…

Ayakkabıyı başına koydu

O zat ileride bu olayı anlatırken kendi kendine böyle düşündüğünü söylüyor tabi… Sonra bize devamını kendisi şöyle anlatıyor:

Şeyh Efendi önde biz arkada merdivenlerden çıktık, caminin ikinci katındaki medreseye geldik. Kapıda bir sürü ayakkabılar vardı. Talebeler içeride müzakere yapıyorlardı. Derslerini mütalaa ediyorlardı. İçeriden ders okuma gürültüsü geliyordu.

Şeyh Efendi durdu ve ayakkabılara şöyle bir baktı. En küçük ayakkabıyı yani medreseye yeni başlayan on iki yaşlarındaki birinin ayakkabısını aldı, başının üzerine koydu. Ondan sonra yavaşça kapıyı açtı ve onlara şöyle dedi.

– Biz firarlar, suçlular, mahkumlar geldik, bizi kabul ediyor musunuz?

Talebeler birdenbire ayağa kalktılar. Mahcup oldular, çünkü suçlarını biliyorlar. “Eyvah biz ne yaptık” diye düşünüyorlar… Şeyh Seyda onlara dedi ki:

– Siz şöyle sıra olun, ben ve bu arkadaş gelip sizin elinizi öpeceğiz ki siz de bizi affeddesiniz. Sizi rahatsız etmişiz.

Şeyh Seyda talebelerinin hepsinin elini teker teker öptü ve bana da; “Hadi sen de öp” dedi. Ben de öptükten sonra; “Bizi affettiniz mi” dedi ve müsaade istedi. Onlar da derslerine devam ettiler.

İlme önem verirdi

Bu onun ilme verdiği önemdir. İlim olmazsa olmazdır. Ancak ilimle insan bir yere varabilir.

Öylelikle hem gönülleri hoş oldu o öğrencilerin, hem de o şekilde okumalarına daha bir muhabbetle ve aşkla sarıldılar.

Hem o hizmet eden kimse de anladı ki; ilim o kadar kolay değildir. O kadar da ucuz değildir.

Alimler kolay yetişmiyor.

Biz onlara hürmet etmezsek, onlara yardımcı olmazsak, yarın kıyamet gününde bu hesabı nasıl vereceğiz Cenba-ı Allah’a?

Seyda Ömer Faruk El- Cezeri/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Şeyh Seyda Hazretleri sürekli hatırladığım ve kalbimde özel bir yeri olan güzel bir Allah dostu. Onun bu hatırasını eğitim fakültelerinde, öğretmen okullarında ve medreselerde okutmak lazım. İlme hürmetin azaldığı zamanlarda böyle hatıraların kıymetini umarız anlayanlar olur. Şayet önemi anlaşılırsa Şeyh Seyda’nın bu hatırası bilhassa eğitimcilere bir ışık, bir kılavuz olur. Bir kere talebe yetiştirmek bir zihniyet meselesidir. İlk önce İslam’ın talebeye bakışını kavramak gerekir. Talebe demek geleceğin alim şahsiyeti demektir. Onlara bu izzet ve itibarın kazandırılması için talebenin izzetini zedeleyici davranışlardan kaçınmak elzemdir. Onu herkesin içinde azarlamak, kötü sözlerle terbiye etmeye çalışmak veya onun üzerinde herhangi bir menfi metot uygulamak onun şahsiyetine zarar verecektir. Gerçek mürebbiler talebelerine karşı son derece sabırlı olmaya çalışmışlar ve onları daima güzel sözle uyarmaya gayret etmişlerdir. Fakat her inan gibi onların da sabrının bir sınırı olduğu muhakkaktır. Dolayısıyla hocalar hiç kızmaz diye de bir kaide yoktur. Gerçek mürebbi hangi metodu ne zaman kullanacağını bilmekle beraber daima talebelerini sevgi ve şefkatle yetiştirmeye çalışır. Cizre‘nin yetiştirdiği büyük alim ve mutasavvıf “Şeyh Seyda” ismi ile maruf  Muhammed Said El Ceziri Hazretleri de bu gerçek mürebbilerden biridir. Onun bu güzel anısında, ilim talebesine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda çok güzel bir örnek bulunmaktadır.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Muhatap alma sünneti

İslam’ın insanlar arası ilişkilerde bizden istediği tavır, insanın eşref-i mahlûkat olduğu hakikatini hissederek hareket etmemizdir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir